
Cenab-ı Hakk, Ramazan ayında orucu daha önceki ümmetlere farz kıldığı gibi, bizim ümmetimize de çok önemli bir amaç için farz kılmıştır. Bu büyük ve övülmeye değer hedef, Allah korkusudur (takvadır)!
Takva nedir? Takva, kişinin Cenab-ı Hakk’a saygı duyması ve O’nun rızasını kazanmak için her şeyi yapmaya çalışması, bunun tersi olarak da O’nun gazabına sebep olabilecek, azabına sebep olabilecek her şeyden vazgeçip uzaklaşmasıdır. Cenab-ı Hakk, Adem’den son nesillere kadar bütün insanlara böyle bir Allah korkusunu emretmiştir. Allah buyurur:
وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ اتَّقُوا اللَّهَ
“Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size kesinlikle “İtaatsizlikten sakının” diye emretmiştik.”
Kur’an-ı Kerim, Nisâ, 4:131.
Takva Allah’ın en önemli ahdidir. Ve bu, Hz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in son vasiyetlerinden biridir. Bu dünyadan ayrılırken insanlara ne emretmişti? Allah korkusu! Yüce Allah’tan korkmayı emretti. Sahabeler birbirlerine sürekli olarak Allah korkusunu hatırlatmışlardır. Çünkü bu takvanın çok önemli bir yeri vardır ve çok güzel meyveler verir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:
ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
«O, günahtan sakınanlar için bir rehberdir.».
Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2:2.
Kim bu dünyada iyi bir sonuç, zafer ve ahirette mutluluk bulur? İçtenlikle inanan ve Allah’tan korkanlar. Allah kimi sever? Allahtan korkanları. Cennet kimin meskenidir? Allahtan korkanların! Bu nedenle Ramazan ayında asıl amacımız, İslam’da takva olarak adlandırılan gerçek Allah korkusunu geliştirmek ve göstermektir. Kalbinize takvayı yerleştirmelisiniz. Cenab-ı Hakk’ın Ramazan ayında oruç tutmaktan söz etmeye başlayan Bakara Suresi’nde orucun asıl amacının Allah korkusu olduğunu buyurması tesadüf değildir. Başlangıçta Yüce Allah bize şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.”
Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2:183.
Ve yine orucun amacının Allah korkusu olduğunu buyurarak oruçla ilgili ayetleri bitiriyor. Son ayette Allah buyurur:
كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
“Allah âyetlerini insanlar için işte böyle açıklar. Umulur ki sakınırlar.”
Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2:187
Yani tuttuğumuz orucu koruyarak Allah’tan sakınmak. Dolayısıyla oruç, gerçek takvaya ulaşmanın en büyük vesilelerinden biridir. Çünkü içinde önemli ve büyük şeyler barındırır.
Tam olarak ne barındırır? Öncelikle nefsini terbiye edersin. İnsan tutku ve arzularını dizginler, kalbini eğitir, ruhunu arındırır, organlarını alçakgönüllü itaate getirir. Dolayısıyla içerdiği ikle tutulan oruç çok büyük bir yardım, gerçek Allah korkusunu kazanmak için çok büyük bir vesile olur.
Yüce Allah bizlere bu mübarek ayı görecek kadar yaşamayı nasip ederek büyük bir şeref göstermiştir. Bu nedenle asıl sorumluluğumuz orucu tutmak ve korumaktır. Orucun sadece yeme ve içmeden uzak durmayı değil, aynı zamanda günahlardan ve haramlardan da uzak durmayı gerektirdiğini unutmamak gerekir. Birçok insan beslenme kısıtlamalarını ihlal etmeden oruç tutar, ancak günahlardan ve yasaklardan vazgeçmeden oruç tutamaz. Her oruçlu, orucuna dikkat etmeli, sevabını azaltacak, hatta mahrum bırakacak her şeyden korumalıdır. Bu, bu ay verilen lütfun korunmasına yardımcı olacaktır. Bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz’den (sallalalhu aleyhi ve sellem) aktarılan birçok hadis vardır. Bu hadisleri sürekli hatırlamamız ve hayatımızda ona göre hareket etmemiz gerekmektedir.
Bu oruç ayında lütfen bu hadisleri daima aklınızda bulundurun. Bunları hatırlayın, anlamaya çalışın ve uygulayın. Peygamber (sallalalhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ وَالْجَهْلَ، فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ
“Kim yalan söylemeyi, yalanla amel etmeyi terk etmezse, Allah’ın, onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.”
Buhari tarafından rivayet edilmiştir (6057).
Başka bir hadiste Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
إِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ فَلَا يَرْفُثْ وَلَا يَجْهَلْ، وَإِنْ جَهِلَ عَلَيْهِ أَحَدٌ فَلْيَقُلْ : إِنِّي امْرُؤٌ صَائِمٌ
“Oruç kalkandır; biriniz oruçlu olduğu zaman kötü konuşmasın, cahillik etmesin. Eğer biri onunla kavga eder veyahut ona söverse, ben oruçluyum, ben oruçluyum, desin.”
İbn Mace tarafından rivayet edilmiştir (1691).
Peygamber Efendimiz’in aleyhisselam’ın tehdit ve uyarısına bakın:
رُبَّ صَائِمٍ حَظُّهُ مِنْ صِيَامِهِ الْجُوعُ وَالْعَطَشُ، وَرُبَّ قَائِمٍ حَظُّهُ مِنْ قِيَامِهِ السَّهَرُ
“Nice oruç tutanlar var ki, aç kalmaktan başka bir kazançları yoktur. Ve yine nice namaz kılanlar var ki, yorgunluktan başka namazından elde ettiği bir şey yoktur.”
İmam Ahmad tarafından nakledilmiştir (8856).
İmam el-Buhari, «El-Edeb el-Mufrad» kitabında, Peygamber Efendimiz (ﷺ) döneminde meydana gelen bir olayı anlatır. Bir gün kendisine, gecelerini ibadetle geçiren, gündüzleri oruç tutan, salih amellerde bulunan ve cömertçe sadaka veren bir kadından bahsedildi. Ancak keskin dili çoğu zaman komşularını rahatsız ediyor ve onlar da ondan rahatsızlık duyuyorlardı. Peygamber Efendimiz aleyhisselam bunu duyunca ve şöyle dedi: «Onda hayır yok, o cehennemde azap göreceklerdendir.»
Daha sonra Peygamber Efendimiz aleyhisselam’a, yalnızca farz namazları kılan, küçük zekat veren, ancak kimseyi kırmayan ve zarar vermeyen başka bir kadından bahsedildi. Peygamber efendimiz onun hakkında şöyle dedi: «O, cennet ehlindendir.»
Ve bir gün Peygamber aleyhisselam, insanlara, sahabelere şöyle dedi:
أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ ؟
“Müflis kimdir bilir misiniz?”
İnsanlar doğal olarak hemen bu dünyada müflisin, ne dinarı ne de dirhemi olmayan, yani parasını ve malını tamamen kaybetmiş kimse olduğunu düşündüler. Ancak Peygamber Efendimiz:
قَالُوا : الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ. فَقَالَ : إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا، وَسَفَكَ دَمَ هَذَا، وَضَرَبَ هَذَا ؛ فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ ؛ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ، ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.
Müslim (2581).
Pek çok meşhur hadis bundan bahsediyor! Ve eğer insan müminse ve kalbi kayıtsız değilse, bu hadisleri duyunca korku duyar. Sabahtan akşama kadar yemek yemediği ve içmediği halde, orucunun, salih amellerinin, gecesinin ve diğer ibadetlerinin sevabını kaybetmesinden korkar. Bu neden olabilir? Birinin canına kastetmekten, çirkin günah sözlerinden, cahil davranışlarından, birine küfretmekten, kavga etmekten dolayı. Yahut bu mübarek ayda, aleyhine suç işlediği kimselere onun mükâfatı da verilebilir!
Bu konu çok ciddi olup, durum çok tehlikeli ve zordur. Cenab-ı Hakk’ın kulu da O’ndan korkmalı, oruç okulundan gerçek anlamda fayda elde etmeye, Allah korkusunu göstermeye, Her şeyi Gören ve Bilen Alemlerin Kralına gerçek bir saygı göstermeye çalışmalıdır.
Sahabe ve onların takipçileri gibi salih seleflerin nasıl davrandıklarını bilmek çok önemlidir. Bu konuda pek çok farklı rivayet anlatılmıştır. Oruçları konusunda nasıl endişelendiklerinin, oruçlarını nasıl koruduklarının, birbirlerine oruçlarını korumaları ve sahip çıkmaları konusunda nasıl tavsiyelerde bulunduklarının muhteşem örnekleri. Sahabelerden biri olan Cabir bnu Abdillah’ın vasiyetini düşünün:
إِذَا صُمْتَ فَلْيَصُمْ سَمْعُكَ ، وَبَصَرُكَ ، وَلِسَانُكَ عَنِ الْكَذِبِ وَالْمَحَارِمِ ، وَدَعْ أَذَى الْخَادِمِ ، وَلْيَكُنْ عَلَيْكَ وَقَارٌ وَسَكِينَةٌ يَوْمَ صِيَامِكَ ، وَلَا تَجْعَلْ يَوْمَ فِطْرِكَ وَصَوْمِكَ سَوَاءً
“Oruç tuttuğunuz zaman kulaklarınız da oruç tutsun ki haram bir şey duymayasınız. Gözleriniz de oruç tutsun ki haramlara bakmayasınız. Yalan ve günah söylememek için diliniz de oruç tutsun. Oruçluyken astlarınızı rahatsız etmeyin. Oruç gününde terbiyeli ve haysiyetli davranın, sakinliğin içinizde tezahür etmesine izin verin. Oruçlu olduğunuz bir günü, oruç tutmadığınız güne benzetmeyin.”
Ne harika sözler! Günlerini karşılaştır, oruç tutmadığın diğer günlerle aynı olmamalı, yani Ramazan ayında oruç tutulan günlerin diğer günlere benzememesi gerekir.
Talib bnu Kays, sahabe Ebu Zer’in şöyle söylediğini duymuş:
إذا صمتَ، فتحفَّظْ ما استطعت
“Oruç tuttuğunda kendini her türlü ayartmadan mümkün olduğunca koru.”
Talib de Ebu Zer’in sözlerini duyunca oruç günlerinde evden hiç çıkmamaya çalışmış ve sadece namaz kılmak için dışarı çıktmış.
Ebu Hureyre’den, müritlerinin oruçlarını korumak için oruç gününü çoğunlukla mescidde geçirdikleri rivayet edilmiştir.
Halife Ömer el-Hattab:
الصيام ليس من الطعام والشراب ولكن من الكذب والباطل واللغو
“Oruç sadece yeme ve içmeyi bırakmak değildir. Yalandan, günahtan, boş sözden ve aylaklıktan vazgeçmektir.”
Mesruk’un rivayet ettiği hadis.
Aynı sözler Ali ibn Ebu Talib’den de rivayet edilmiştir. Seleflerden biri, kişinin yalnızca yeme ve içmeyi bırakıp günahlardan vazgeçmemesi durumunda orucun önemsiz olduğunu söylemiştir.
Sahabenin (tabiin) büyük takipçilerinden Mücahid, harika sözler söyledi: «İki haslet vardır, eğer kişi bunlardan sakınırsa, o zaman makamını kurtarır – bu iftiradır ve yalandır.»
Ebu Aliye dedi: «Oruç tutan, iftira atıncaya kadar oruca devam eder, yani oruçlu kalır.»
Yani gıybet yapmadığınız sürece oruçlu sayılırsınız. Ama iftira söylediğiniz anda ibadetiniz biter.