
Ey Allah’ın kulları! İslam dini camiye büyük önem vermiştir.
Birincisi, çünkü cami – Allah (Celle Celalühü) katında yeryüzünde en sevilen mekândır.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
أَحَبُّ البِلَادِ إلى اللهِ مَسَاجِدُهَا، وَأَبْغَضُ البِلَادِ إلى اللهِ أَسْوَاقُهَا
“Allah’ın en çok sevdiği yerler mescitlerdir, Allah’ın en ziyade nefret ettiği yerler de çarşı ve pazarlardır.”
Müslim (671).
Çünkü çarşıdaki insanlar Allah’ı (Celle Celalühü) unutuyorlar, gaflet içinde kalıyorlar, dünya işlerine dalıyorlar, sadece kazançtan, paradan bahsediyorlar, Allah’ı (Celle Celalühü) az anıyorlar, aldatıyorlar. İşte bu yüzden Allah katında en sevimsiz yerler bunlardır.
İkincisi, camiler – imanın kalesidir.
Allah (Celle Celalühü) şöyle buyuruyor:
وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ
“ Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın.”
Kur’an – ı Kerim, A’râf Suresi – 29 Ayet.
Allah (Celle Celalühü) şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللهِ مَنْ آمَنَ باللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللهَ
“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden, namazını dosdoğru kılan, zekâtını veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder”.
Kur’an – ı Kerim, Tevbe Suresi – 18 Ayet.
Üçüncü. Cami – gerçek adam yetiştiren bir okuldur, böylece camiye gelirler ve camiyi severler. Bunlar İslam davetiyle insanların kalplerini ve ülkelerini açan adamlardır.
Allah (Celle Celalühü) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ ❋ رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
“ (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu ( öyle kimseler) tesbih eder ki; Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar”
Kur’an – ı Kerim, Nûr Suresi – 36-37 Ayet.
Adamlar O’nu hatırlasın! Bunlar her zaman kadınlarla evde oturanlar değil. Camilere gelenler Allah’ı (Celle Celalühü) zikrederler.
Dördüncü. Müslümanlar camilerde dinini, Kur’anı ve Sünnet’i doğru bir şekilde öğrenir ve sahabelerin anlayışını kavrarlar. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi camisinde sahabelerine ders verirdi ve onları arındırırdı. Peki bu camiden kim çıktı? Gönülleri açan, ülkeleri fetheden sahabeler. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Selman, Süheyb ve diğer sahabeler, onlar Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) camisinde eğitim gördüler.
Beşinci. Cami her şeyde disiplin öğretir: İş hayatında, evde, ticaret hayatında, aile ilişkilerinde. Cami, özellikle genç bir insan için ders verir, çünkü camide her şey disipline tabidir. Ezanı okuyan kişi müezzindir, imam izin verdiğinde veya emrettiğinde ikameti getirir, istediği zaman değil. Daha sonra imam namazı kıldırmak üzere öne çıkar ve her gün namazı o yönetir. Hiçbir kimse, camide imamın izni olmadıkça onun yerine geçip onun yerine namaz kıldırma hakkına sahip değildir. Müslümanların tek bir imamın arkasında düz ve sık saflar halinde durmaları böyle bir disiplinin en yüksek tezahürlarından biridir.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bizzat safları düzeltirdi, safları düz ve sık tutmaya büyük önem verirdi.
Ebû Mesut (radıyallahu anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi:
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namaza başlayacağımız zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyururdu:
اسْتَوُوا وَلَا تَخْتَلِفُوا فَتَخْتَلِفَ قُلُوبُكُمْ
“Safları düz tutunuz. İleri geri durmayınız. Sonra kalpleriniz de birbirinden farklı olur.”
Müslim (432).
Ey Allah’ın kulları! Bugün Müslümanların camilerde nasıl namaz kıldıklarına bir bakın, sıralar arasında boşluklar var. Birisi omuzunu veya ayağını koyduğunda öfkelenir ve kırılır. İşte bu yüzden Müslümanlar bu kadar zayıf ve parçalanmış oldular. Sebeplerden biri de bu.
Sahabeler saf tuttuğunda, ayakları ayaklarına, omuzları omuzlarına denk gelir ve saf düzgün olurdu; bu, onların gücünün, birliklerinin ve birbirlerine olan sevgilerinin bir göstergesiydi.
Numân İbni Beşîr (radıyallahu anh), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken dinledim dedi:
“Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi birgün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
عِبَادَ اللهِ، لتُسَوُّنَّ صُفُوفَكُمْ، أو لَيُخَالِفَنَّ اللهُ بَيْنَ وُجُوهِكُمْ
“Ey Allah’ın kulları! Saflarınızı düzeltiniz; yoksa Allah Teâlâ’nın aranıza düşmanlık sokacağını iyi biliniz.”
Müslim (160).
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
أقيمُوا الصُّفُوفَ، وَحَاذُوا بَيْنَ المَنَاكِبِ، وَسُدُّوا الخَلَلَ، وَلِينوا بِأيْدِي إخْوانِكُمْ، ولاَ تَذَرُوا فُرُجَاتٍ للشَّيْطَانِ، وَمَنْ وَصَلَ صَفّاً وَصَلَهُ اللهُ، وَمَنْ قَطَعَ صَفّاً قَطَعَهُ اللهُ
“Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez.”
Ebû Dâvûd (666).
Ebu Hureyre (radıyallahu anh)’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
إِنَّمَا جُعِلَ الإِمَامُ – لِيُؤْتَمَّ بِهِ، فَإِذَا كَبَّرَ فَكَبِّرُوا، وَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا، وَإِذَا رَفَعَ فَارْفَعُوا، وَإِذَا قَالَ: سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، فَقُولُوا: رَبَّنَا لَكَ الحَمْدُ، وَإِذَا سَجَدَ فَاسْجُدُوا
«İmam ancak kendisine uyulsun diye imamdır. Bu sebeple o tekbir (Allâhu ekber) alınca siz de tekbir alınız. Rükûa varınca, siz de rükû yapınız. “Semiallahu li men hamideh” derse, siz de “Rabbena leke’l-hamd” deyiniz. O secde ederse siz de secde edin. O oturarak namaz kılarsa, siz de birlikte oturarak namaz kılın.»
Buhârî (722).
Ey Allah’ın kulları, bakın, işte disiplin budur! Bu, Müslümanları disipline alıştırır; imamın arkasında düzgün saflar hâlinde dururlar, ona uyarlar ve onun hareketlerini takip ederler. İmam tekbir (Allâhu ekber) getirmeden onlar tekbir getirmezler. Onun henüz rükûya eğilmediğini görmeden rükûya gitmezler. Onun rükûdan veya secdeden kalktığını görmeden kalkmazlar. Onun alnının yere değdiğini görmeden secdeye gitmezler. Ancak o secdeye vardığında, onlar da secdeye varırlar. Ve imam namazı bitirmeden onlar namazı bitirmezler.
Eğer bir kimse imama muhalefet edip bu disiplini bozarsa, bu onun için nasıl bir tehlike oluşturur? Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu durumun onun görünüşünün bozulmasına ve çirkinleşmesine yol açacağını söylemiştir. Allah (Celle Celalühü) bizi korusun!
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
أمَا يَخْشَى أحَدُكُمْ إِذَا رَفَعَ رَأسَهُ قَبْلَ الإمَامِ أنْ يَجْعَلَ اللَّهُ رَأسَهُ رَأسَ حِمَارٍ! أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ صُورَتَهُ صُورَةَ حِمَارٍ
“Başını imamdan önce kaldıran kimse; Allah’ın, onun başını eşek başına ya da suretini eşek suretine çevirmesinden korkmuyor musunuz? Ya da korkmaz mısınız?!
Buhârî (691) ve Müslim (427).
Altıncı. Camide insan gerçek anlamda adalet ve eşitlik ilkesinin uygulandığını görmektedir. Burada her şey en güzel şekilde düzenlenmiştir, çünkü camide zengin fakirin yanında, yaşlı gencin yanında, sıradan bir insan liderler ve yöneticilerle yan yana durur ve burada hiç kimsenin bir diğerine karşı üstünlüğü yoktur; tek ölçüt vardır, o da takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) ölçütüdür.
Allah (Celle Celaluhu) şöyle buyuruyor:
إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ
“ Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır”
Kur’an – ı Kerim, Hucurât Suresi – 13 Ayet.
Yedinci. Camide merhameti öğrenirsin. Çünkü insan camide imamın cemaatine karşı şefkatli davranışını ve cemaatin imama olan bağlılığını görür. Bu durum, yöneticilere emri altındakilere karşı merhametli ve adaletli olmayı öğretir. Aynı zamanda insanlara da, eğer emirleri günah içermiyorsa, yöneticilerine itaat etmeleri gerektiğini öğretir.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok hadisinde, Müslümanın yöneticisine itaat etmesi gerektiğini, hatta yönetici ona karşı adaletsiz davransa bile sabırlı olması gerektiğini söylemiştir. Ancak, eğer yönetici günah işlemeyi emrederse, o zaman yaratılmışa itaat uğruna Yaratıcıya isyan edilmez.
Sekizinci. Bir insan sürekli camiye giderse, Allah’ın (Celle Celaluhu) kendisini her an gözetlediğini hissetmeyi öğrenir. Böyle biri artık günahları kolayca işleyemez. Çünkü o, günde beş vakit diğer müminlerle birlikte Allah’ın (Celle Celaluhu) huzurunda durmaktadır.
Camiilerle İlgili İhlaller ve Bid‘atlar
Camiilerde bulunan ihlaller ve bid‘at konusuna gelince, camiilerin ne kadar önemli olduğunu ve İslam’daki yerini anlamış olduk. Fakat bazı Müslümanlar ya camilere karşı ihmalkâr davranıyor ya da aşırılığa kaçıyor.
Müslümanlar camileri ihmal ediyorlar. Bazen görüyoruz, Müslüman yerleşim yerlerinde ve mahallelerde tek bir cami bile bulunmuyor, bu insanlar namaz kılmayı hiç düşünmüyorlar fakat bölgelerinde alış veriş merkezleri, eğlence merkezleri ve benzeri yerler çokça bulunmaktadır.
Bazen ise tam tersi bir durum görürüz: Müslümanlar devasa camiler inşa etmek için yüz binlerce, hatta milyonlarca para harcarlar. Bu camileri süsleyerek, çeşitli desenlerle bezeyerek, adeta bir müzeye dönüştürürler. Artık burası bir ibadet mekânı değil, bir müzedir. Üstelik bu camiler çoğu zaman bomboş kalır ve içinde neredeyse kimse namaz kılmaz. İşte bu da aşırılığın bir başka türüdür.
Camilerin İnşasında Bulunan İhlaller
Bahsedilmesi gereken ilk ihlal, kabirler üzerine cami yapılmasıdır. Kabirlerin üzerine cami yapmak haramdır. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) cami yapmak için arsa satın almak istediğinde, orada bulunan müşriklerin küllerini ve kabirlerini ortadan kaldırmıştır.
Çünkü kabirler üzerine cami inşa etmek caiz değildir.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
الْأَرْضُ كُلُّهَا مَسْجِدٌ إِلَّا الْمَقْبَرَةَ وَالْحَمَّامَ
“Mezarlık ve hamam (yıkanılan ve def-i hacet giderilen yer) hariç bütün yeryüzünün tamamı mesciddir”
Ebû Dâvud (492).
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: “Kabirleri ibadet yeri edinenler, insanların en şerlileridir.”
Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımları Ümmü Seleme (radıyallahu anha) ve Ümmü Habîbe (radıyallahu anha), Habeşistan’da bulunmuşlardı. Orada, içinde insan suretlerinin (azizlerin) bulunduğu bir kilise gördüklerini Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem) anlattılar. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
إنَّ أُولَئِكَ إذَا كانَ فِيهِمُ الرَّجُلُ الصَّالِحُ فَمَاتَ، بَنَوْا علَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا وصَوَّرُوا فيه تِلكَ الصُّوَرَ، فَأُولَئِكَ شِرَارُ الخَلْقِ عِنْدَ اللَّهِ يَومَ القِيَامَةِ
“Onlar öyle bir toplum ki, içlerinde salih bir kul öldüğünde onun kabri üzere mescid inşa ederler! O resimleri de oraya yaparlar! İşte onlar, Allah-u Teâlâ katında mahlûkatın en şerlileridir”
Buhârî (427).
Peygamberimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ölüm geldiğinde, ona çok ağır geldi. Ancak bu durum, biz Müslümanları bir konuda uyarmasına engel olmadı: Kabirleri asla camilere çevirmememiz gerektiği konusunda!
Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir:
“Peygamberimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ölüm geldiğinde, yüzünü örtüsüyle kapattı. Nefes almakta zorlanınca örtüsünü açtı ve şu sözleri söyledi:
لَعَنَ اللَّهُ اليَهُودَ والنَّصَارَى، اتَّخَذُوا قُبُورَ أنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ
“Allah, Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin! Onlar Nebilerinin kabirlerini mescid edinmişlerdir”
Buhârî (4441) ve Müslim (529).
Yani, o (sallallahu aleyhi ve sellem) onları ibadet yerleri olan tapınaklardan sakındırdı.
Cündeb bin Abdullah (radiyallahu anh) şöyle dedi:
Vefatından beş gün önce Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:
ألَا وإنَّ مَن كانَ قَبْلَكُمْ كَانُوا يَتَّخِذُونَ قُبُورَ أنْبِيَائِهِمْ وصَالِحِيهِمْ مَسَاجِدَ، ألَا فلا تَتَّخِذُوا القُبُورَ مَسَاجِدَ، إنِّي أنْهَاكُمْ عن ذلكَ
“Sizden önceki kimseler Nebilerinin ve salihlerinin kabirlerini mescid ediniyorlardı. Ben size bunu kesin olarak yasaklıyorum”
Müslim (532).
Kesinlikle hiçbir şekilde kabir üzerine cami inşa etmek caiz değildir. Aynı şekilde, kim olursa olsun – ister çok salih bir kişi, ister büyük bir âlim olsun – birini mescide veya caminin avlusuna defnetmek de yasaktır. Çünkü bu, şirke (Allah’a ortak koşmaya) ve ölülere tapınmaya yol açar.
Oysa İslam, şirki yasaklamak ve ortadan kaldırmak, yalnızca bir tek olan Allah’a (Celle Celalühü) ibadeti tesis etmek için gelmiştir.
Ve bir başka ihlal daha var ki, bu da Müslümanlar arasında yaygınlaşmıştır. Hatta birçok Müslüman bunun bir ihlal olduğunu bile fark etmemektedir. Bu da – mescitleri süslemektir.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
مَا أُمِرْتُ بِتَشْيِيدِ الْمَسَاجِدِ
“Bana büyük, yüksek ve süslü mescitler inşa etmem emredilmedi (onları süslemek de emredilmedi).
Buhârî (446) ve Ebû Dâvud (445).
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَتَبَاهَى النَّاسُ فِى الْمَسَاجِدِ
“Mescidler hakkında övünme olmadan kıyamet kopmaz.”
Ahmad (3/134, 145, 152, 230 ve 283), Ebû Dâvud (449) ve Nesai (2/31).
Mescidin boyu, genişliği, inşaatta kullanılan malzemenin çeşidi, süsleme ve tezyini,kimin minaresi daha güçlü vb.
Bu bizim başımıza gelmedi mi? Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
إذا حَلَّيْتُم مَصاحِفَكُم، وزوقتُم مَساجِدَكُم فالدَّمارُ علَيكُمْ
إذا زَخْرَفْتُمْ مَساجِدَكُمْ وَحَلَّيْتُمْ مَصاحِفَكُمْ فالدَّمارُ عَلَيْكُمْ
“ Mushaflarınızı süslemeye ve camilerinizi süslemeye başladığınızda, size helak olsun”
el-Hakim et-Tirmizi, Kitabü’l-akyas’ta (s. 78) ve ‘Abdullah ibn el-Mübarek, ez – Zuhd’da (797).
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hakikati ve doğruyu söyledi:
لَتَتْبَعُنَّ سَنَنَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، شِبْرًا شِبْرًا وَذِرَاعًا بِذِرَاعٍ، حَتَّى لَوْ دَخَلُوا جُحْرَ ضَبٍّ تَبِعْتُمُوهُمْ
“Sizden öncekilerin yolunu karış karış, adım adım takib edeceksiniz. Hatta o kadar ki şayet onlar bir keler deliğine girseler siz de arkalarından girmeye kalkışacaksınız”
Sahabeler şöyle dediler:
يَا رَسُولَ اللَّهِ، اليَهُودُ وَالنَّصَارَى؟
“Böylesine kendilerine uyacağımız bu bizden öncekiler Yahudi ve Hıristiyanlar mıdır, ey Allah’ın Resûlü?”
فَمَنْ
“Onlardan başka kim olabilir ki?” buyurdu.
Buhârî (3456) ve Müslim (2669).
Bugün Müslümanlar, camileri süslemekle meşgul oldular, oysa kalplerini süslemekle, Allah’ı (Celle Celalühü) zikretme ve ilimle doldurmakla meşgul olmaları gerekirdi. İşte Müslümanların hâli budur: bunun yerine, kimin binası daha büyük veya daha yüksek olacak diye yarışıyorlar.
Oysa sahabeler (selefler) ve onların izinden gidenler mescitleri süslemekle vakit kaybetmiyorlardı. Onlar nefislerini arındırmakla (nefsi tezkiye) meşguldüler. Nefis, sahip olduğun en değerli şeydir ve Allah’ın sana verdiği en büyük emanettir. Onu arındırmak ve yüceltmekle uğraş! Onlar bunu yaptılar, bu yüzden gerçek İslam’ın örneği oldular. Onların sayesinde ülkeler İslam’a boyun eğdi ve onlar, halkların kalplerini fethettiler.
Allah, Ömer el-Fârûk’tan (radıyallahu anh) razı olsun! O, bir mescit inşa etmeyi düşünen birine şöyle dedi:
أَكِنَّ النَّاسَ مِنَ الْمَطَرِ، وَإِيَّاكَ أَنْ تُحَمِّرَ أَوْ تُصَفِّرَ فَتَفْتِنَ النَّاسَ
“Sadece insanları yağmurdan koruyacak bir yer yap ve kesinlikle onu kırmızı veya sarı ile süslemekle meşgul olma. Çünkü böyle yaparak insanları fitneye sürüklersin (onları yanıltırsın).”
Anas (radıyallahu anh) dedi:
يَتَبَاهَوْنَ بِهَا ثُمَّ لاَ يَعْمُرُونَهَا إِلَّا قَلِيلًا
“Birbirleriyle yarışıyorlar ve kimin mescidi daha güzel olacak diye övünüyorlar. Fakat bundan sonra, çok azı dışında, bu mescitleri doldurmuyorlar (onları ihya etmiyorlar).”
Ey İslam ümmeti! Allah’a (Celle Celalühü) dönün! Kur’an’a ve Sünnet’e, sahabelerin ve seleflerin yoluna dönün! Camilere dönün ve camilerde Allah’ın (Celle Celaluhu) istediği gibi, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) arzuladığı gibi bulunun!
Şeyhten küçük bir hatırlatma
Birkaç gün içinde, İslam takviminin 8 ayı olan Şa’ban ayı girecek. Bu ayda Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), diğer aylara göre daha fazla oruç tutardı.
Useme bin Zeyd (radiyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:
يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَمْ أَرَكَ تَصُومُ شَهْرًا مِنْ الشُّهُورِ مَا تَصُومُ مِنْ شَعْبَانَ؟
“Ey Allah’ın peygamberi! Ben sizi Şaban ayında oruç tuttuğunuz kadar başka bir ayda tuttuğunuzu görmedim”.
ذَلِكَ شَهْرٌ يَغْفُلُ النَّاسُ عَنْهُ بَيْنَ رَجَبٍ وَرَمَضَانَ، وَهُوَ شَهْرٌ تُرْفَعُ فِيهِ الأَعْمَالُ إِلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ، فَأُحِبُّ أَنْ يُرْفَعَ عَمَلِي وَأَنَا صَائِمٌ
Diye söylediğimde; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi:
“O insanların ondan gafil oldukları Recep ve Ramazan arasındaki aydır. Amellerin Alemlerin Rabbi olan Allah’a ulaştırıldığı aydır. Ben amelim Allah’a ulaştırılırken oruçlu olmayı seviyorum”
Hadisi Nesâî (2357), imam Ahmed (21753) rivayet etmiştir.
Bk. “Silsiletu’l es-Sahîha” (1898).