ŞİFA DUASI

0
Share

Dua, Allah’a yakınlaşmanın, O’nun rızasını ve hoşnutluğunu kazanmanın ve Yüce Allah’tan karşılık beklemenin en güzel yoludur.

Allah’tan karşılık alabilmenin en kesin yolu, kulun Allah’a dua etmesi, isteklerle O’na yönelmesi ve güzel isimlerle O’nu tesbih etmesidir. Ve Allah ﷻ şöyle buyuruyor:

وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا

«En güzel isimler (el-esmâü´l-hüsnâ) Allah´ındır.»

Kur’an-ı Kerim, Araf, 7:180.

Bu güzel isimlerden biri de “Eş-Şâfi” ismidir, yani her türlü hastalıktan şifa bahşeden. Kıskançlık, şüphe, nefret gibi kalp hastalıklardan ve bedensel hastalıklardan.

Şifayı ancak Allah ﷻ verir. Ve O’ndan başka hiçbir şifa verici, eş-Şafii yoktur. Bu, her müminin kesin kanaati olmalıdır.

Hasta olduğumuzda, tedavi için yalnızca izin verilen yöntemlerin kullanılmasını tavsiye eden Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (ﷺ) talimatlarına uymalıyız. Büyücülük yapanlara, falcılara, sihirbazlara, ak veya kara büyü ustalarına yönelmemelisiniz.

Sadece izin verilen yöntemleri kullanmalı ve bunların sadece yöntemler olduğunu, bunlara güvenilmemesi gerektiğini anlamalısınız. Yalnızca Allah’a güvenilmelidir. Zira bu tedavi yöntemleri ancak göklerin ve yerin Rabbi olan Allah ﷻ dilerse fayda verecektir.

Peygamber Efendimiz’in (sallalahu aleyhi ve sellem) sahabelerinden birçoğu, Rasulullah’ın bir hastayı ziyaret ettiğinde veya kendi sağlığı için dua okuduğunda Yüce Allah’a hitap ettiği sözlerli müminlere bir hadiste aktarmıştır. Hz. Aişe de (r. a.) Peygamber aleyhisselam’ın son anlarında sağlığı için aynı duayı okumuştur.

Bu dua, herhangi bir hastalığa yakalanmış olanlara büyük fayda sağlar. Allah ﷻ bir kimseye doğru dua etmeyi nasip ederse, dua mutlaka faydalı olacaktır.

Bunu doğru bir şekilde yapmak demek, bu duayı öğrenmek ve manasını kavramak, bu dua ile Allah’a ﷻ samimiyetle ve doğru bir şekilde yalvarmak, O’na güvenmek ve O’ndan ümit etmek demektir. Bir kimse bu duayı okuduğunda, Allah Teala, hastalığı ne olursa olsun, ister fiziksel, ister ruhsal olsun, mutlaka ona şifa verecektir.

Aşağıda bu dua’yı ve getirdiği büyük faydaları anlatan Allah Resulü’nden (ﷺ) sahih hadisler yer almaktadır.

İmam Buhari, Mesruk ve müminlerin annesi Hz. Aişe’den (r.a.) rivayet ediyor ki: Peygamber (ﷺ) ailesinden bir ferdi hastalandıklarında, sağ eliyle ağrıyan yeri ovuşturur ve şöyle derdi:

اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ أَذْهِبِ الْبَاسَ ، اشْفِهِ وَأَنْتَ الشَّافِى ، لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا

“Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.”

Buhari (5743) ve Müslim(2191).

Mü’minlerin annesi Hz. Aişe (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (ﷺ) bir kimseyi hastalıktan kurtaracağı zaman şu sözleri söylerdi:

أَذْهِبِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ ، اشْفِ وَأَنْتَ الشَّافِى لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا

«Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur.»

Buhari (5675 и 5750).

Ayrıca Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle buyurmuştur:

«Bizden biri hastalanınca Resûlullah (ﷺ) sağ elini o kimsenin üzerine sürer ve şöyle derdi: “Ey insanların Rabbi, bu hastalığı gider ve ona şifa ver. Sen şifa verensin, senin şifandan başka şifa yoktur. Öyleyse öyle bir şekilde şifa ver ki, bundan sonra hiçbir hastalık kalmasın.” Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hastalandığında ve durumu kötüleştiğinde, onun yaptığının benzerini yapmak için elini tuttum, fakat o elini çekti ve sonra şöyle dedi: “Allah’ım! beni affet ve beni yüksek makama erdir!.

Mukhtasar Sahih Muslim’de bildirilen hadis (1473).

Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

عَنْ عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ فِي نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ وَيَنْفُثُ، فَلَمَّا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ عَلَيْهِ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا

«Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) hastalandığında, tükürerek kendisine koruyucu sureler okurdu. Hastalığı ağırlaştığında ise, ben ona bu sureleri okurdum ve Onun lütfunu umarak kendi eliyle vücudunu mesh ederdim.»

Sünen-i Ebu Davud’da rivayet edilen hadis (3902).

Abdülaziz’den rivayet edildiğine göre, bir gün Enes bin Malik (r.a.)’in yanına Sabit el-Bunani (sahabenin önde gelenlerinden) ile birlikte gittiğinde Sabit ona şöyle dedi: «Ey Ebu Hamza! Ben hastayım.» Bunun üzerine Enes (radıyallahu anh) ona: “Sana Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in duasını okuyayım mı?” dedi. «Elbette!» dedi ve sonra Enes (Allah ondan razı olsun) okudu:

اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ مُذْهِبَ الْبَاسِ اشْفِ أَنْتَ الشَّافِى لاَ شَافِىَ إِلاَّ أَنْتَ ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا

«Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.»

Ahmad (3/151), Buhari (5742), Ebu Davud (3890), Tirmizi (973).

Üç sahabe – Ali ibn Ebu Talib, Abdullah ibn Mes’ud, Ammar ibn Yasir – rivayet ediyorlar ki, Peygamber (ﷺ) bir hastayı okuduğunda şöyle derdi::

اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ أَذْهِبِ الْبَاسَ ، اشْفِهِ وَأَنْتَ الشَّافِى ، لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا

«Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın»

Buhari (5743) ve Müslim (2191).

İmam Ahmed (Allah’ın selâmı ve bereketi onun üzerine olsun) müsnedinde şu hikâyeyi anlatır: Muhammed bin Hatib’in annesi Ümmü Cemil oğluna anlatır: «Etiyopya’dan ayrıldım ve Medine’ye bir iki gece kala, sana yemek hazırlamaya başladım, odunum bitti, odun aramaya gittim, ama sen tam o sırada tencereyi devirdin. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına geldim ve seni getirdim. Ve ben Peygamber Efendimize (ﷺ) dedim ki: “Babam ve anam sana feda, ey Allah’ın Resulü.” Yani bak çocuğun başına ne geldi. Ve anlattığına göre, daha sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) çocuğun ağzına tükürdü, başını okşadı ve onun için dua etti, sonra omuzlarına tükürdü ve şöyle buyurdu: “Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.» Ümmü Cemil der ki: “Ve ben, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından daha ayrılmadan, senin elin iyileşmiş ve şifa bulmuştu.”.

Bu hadis, yanan bir çocuğun iyileştirilmesiyle ilgilidir. Fakat bu duanın sadece yanıklar için okunduğu anlamına gelmez. Herhangi bir hastalık için -fiziksel veya ruhsal- bu dua okunabilir.

Suheyb bin Nevfel anlatıyor: “Biz Abdullah bin Mesud’un yanında oturuyorduk. Ve aniden oturanlardan birinin hizmetçisi aceleyle içeri girdi ve efendisine şöyle dedi: «Burada oturuyorsun, ama okuyacak birini araman daha iyi olur, çünkü filancı senin atına nazar değdirmiş. At, şimdi deli gibi daireler çizerek koşuyor.” Abdullah İbn Mesud bu adama şöyle der: “Okuyacak birini arama. Git ve atın sağ burun deliğine dört defa tükür, sol burun deliğine üç defa tükür ve de ki: Allahım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifayı veren ancak sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur.» Ve orada bulunan adam şöyle dedi: «Biz henüz Abdullah bin Mesudun yanından ayrılmamıştık ki, o adam geri döndü ve şöyle dedi: «Bana öğrettiğin şeyi okudum ve at çok az bir zaman geçmeden yürümeye, yiyip içmeye, dışkılayıp ve idrar yapmaya başladı!

Bu dua Allah’a yaklaşmanın büyük sözlerini içermektedir. Zira bu dua, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’a ﷻ sığınma duasıyla başlar. Ve dolayısıyla “tevvâsül”, Allah’ın bütün insanlar üzerindeki mutlak hakimiyetini kabul etmek, bütün işleri sadece O’nun idare ettiğini, hayat ve ölümün, zenginlik ve fakirliğin, sağlık ve hastalığın, kuvvet ve zaafın O’nun elinde olduğunu kabul etmektir.

“Hastalığı gider” veya “Ey hastalığı gideren” ifadeleri aynı zamanda Allah’ın her türlü musibeti giderebilecek güçte olduğunu idrak ederek O’na yakınlaşmayı ifade eder.

“Senden başka şifa yoktur” veya “Senden başka şifa veren yoktur” sözleri, şifanın yalnızca Allah’tan geldiğine, hiçbir tedavinin Allah’ın izni olmadan hastalıkları iyileştiremeyeceğine olan inancı ifade eder. (O) şifa verendir.

“Öyle bir şifa ki, hastalık nedir bırakmasın” sözüyle Allah’tan, hastalığı geride bırakmayacak şifa dilerler.

Bu dua gerçekten takdir edilmelidir: öğrenilmeli ve anlaşılmalıdır, sonra Allah (c.c.) bu duanın okunduğu hastayı iyileştirecektir.

Şunu bilmelisiniz ki insan kendini çok kötü hissettiğinde çoğu zaman kendisini okuyup üfleyecek birini aramaya başlar. Fakat böyle bir durumda, kişinin okunacak sözleri bizzat Kur’an ve hadislerden okuması ve kendisi için bir dua ile Allah’a ﷻ yönelmesi çok daha hayırlı ve daha faydalıdır. Zira hasta olan kişi, “muttâr” yani, zor durumda olan, sıkıntıya düşen ve Allah’ın ﷻ duasına özel bir şekilde karşılık verdiği kişi olarak kabul edilir.

Galib el-Kattan şöyle dedi: «Bir defasında Bekir el-Müzeni bir hastayı ziyaret etti ve o kişi Bekir’e şöyle dedi: «Benim için Allah’a dua et.» Bunun üzerine Bakir: «Kendin için yardım istemen daha hayırlıdır. Zira Allah, kendisine dua eden ihtiyaç sahibinin duasını kabul eder» cevabını verdi.

Hadisi Taberânî ed-Dua’da (1137) rivayet etmiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

أَمَّن يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أَإِلَهٌ مَّعَ اللَّهِ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

«Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah´tan başka bir tanrı mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!»

Kur’an-ı Kerim, Neml, 27:62.