PEYGAMBERLİĞİN BAŞLANGICI 2 bölüm

0
Share

Allah’ın ilk vahiylerinin indirilmesinden sonra, Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem’e vahyin gelmediği bir dönem başladı.

Bu dönem ne kadar sürdü?

Kimisi 2 yıl sürdüğünü söylüyor, kimisi 3 yıl. Ancak gerçekte bu durum o kadar uzun değil, sadece birkaç gün sürdü. İbn Abbas ise yaklaşık 40 gün kadar dedi.

Peygamber Efendimiz aleyhissellem’e yeni vahyin gelmesinde neden gecikme oldu?

Allah Teala’nın büyük hikmeti sayesinde! Bu sükûnet döneminin amaçlarından biri de Hz. Peygamber’in (ﷺ) bu zaman zarfında sükûnet bulmasını sağlamaktı. Korkusu geçti. Kendisinin bir peygamber olduğunu ve kendisine verilen peygamberliğin de Yüce Allah’tan gelen bir vahiy olduğunu anladı.

Bu gecikmeden dolayı Peygamber Efendimiz (sallalahualeyhi ve sellem) kalbinde Allah Teala’dan yeni bir vahiy gelmesini hasret ve özlemle bekledi. Rasulullah bu vahiyleri beklemeye ve özlem duymaya başladı ve bu durum onu ​​Yüce Allah’tan gelecek yeni vahiylere hazırladı.

Peygamber (ﷺ)’in vahiy beklentisi, onun içsel manevi gelişiminin ve pratiğinin sonucu olduğuna inananların iddiasını çürütmektedir. Peygamber’e, samimi arzusuna rağmen, her zaman vahiy gelmemesi, vahyin gönderilmesinin O’na bağlı olmadığının delilidir. Bu, Yüce Allah’ın gerekli gördüğü zaman vahiy göndermesiyle gelen bir lütuftur.

Ve Allah Teala’dan yeni bir vahiy gelmemesi sebebiyle Peygamber Efendimiz (ﷺ)’in sıkıntısı artınca, bu durum ikinci kez tekrarlandı.

Peygamber (ﷺ)’in rivayetine göre, bir süre sonra vahiyler tekrar gelmeye başladı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir gün yürüyordum ve aniden yukarıdan gelen bir ses duydum. Başımı kaldırıp baktığımda bir melek gördüm, Hira mağarasında bana görünen melekti. Bu melek gökle yer arasında tahtta oturuyordu, öok korktum ve tekrar aileme koştum ve: “Beni örtün, beni örtün!” dedim -ki böylece bu korku geçsin.”

Hadisin bazı rivayetlerinde, korkusunu yenmek için üzerine soğuk su dökülmesini istediği, bunun üzerine Allah’ın şu ayetleri indirdiği ifade edilmektedir:

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ

قُمْ فَأَنذِرْ

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

«Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket. Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma. Rabbinin rızasına ermek için sabret.»

Kur’an-ı Kerim, Müddesir, 74:1-7.

Ve sonra vahiyler, Allahın Resulü’ne (sallalahu aleyhi ve sellem) birbiri ardına, daha şiddetli bir şekilde gelmeye başladı.

Böylece peygamberliğin başlangıcını teşkil eden ilk vahiy, Yüce Allah’ın şu sözü olmuştur: “Yaradan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir pıhtıdan yarattı.” Ve buşekilde Hz. Muhammed (ﷺ) bir peygamber (nebi) olmuş; yani göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah Teâlâ’dan vahiy, bilgi ve haber alan bir kişi haline gelmiştir.

Ve ikinci kez «Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!..» vahiy geldiğinde, o zaman Hz. Muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem) sadece bir peygamber değil, aynı zamanda bir elçi (resul) olmuş oldu, yani doğru yoldan ve tevhid dininden sapmış olan insanlara Âlemlerin Rabbi’nin mesajını tebliğ etmekle görevli olan zat.

Vahiy, peygamberin Allah Teala’dan aldığı ilimdir. Bu bilgiye ancak peygamberler ulaşır. Bu, İslam dininin insanların “ben öyle düşünüyorum” ve “sanırım” şeklindeki düşüncelerine dayanmadığını göstermektedir. Bilakis, Hz. Peygamber’in (ﷺ) daveti, Kur’an ve hadisler şeklinde Allah Teâlâ’dan gelen vahiy esasına dayanıyordu.

Vahiy, ya Allah’ın Cebrail (a.s.)’in Peygamber’e (ﷺ) ilettiği Kur’an-ı Kerim’i, ya da Allah’ın elçisine indirdiği ve onun da kendi ümmetine öğrettiği diğer bilgileri ifade eder.

Allah Teâlâ, Resulüne şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.”

Kur’an-ı Kerim, Maide, 5:67.

Allah Teala’dan gelen vahiy Peygamber’e hangi yollarla indirildi?

Peygamber’in Allah Teâlâ’dan vahiy almasının yedi şekli vardı:

1) Birinci şekli, Peygamber Efendimiz (ﷺ)’e vahiy gelmeye başlayan salih rüyalardır. Sabahın ilk ışıkları kadar açık, seçik ve gerçek rüyalar görürdü. Peygamberlerin rüyaları, Allah Teâlâ’dan gelen bir vahiy olduğundan dolayı doğrudur.

2) İkinci şekil ise telkindir, yani peygamberin kalbine bir melek aracılığıyla bir şey vahyedilmesidir. Peygamber (ﷺ) bu şekilde vahiy yoluyla kalbine vahiy koyan meleği görmemiştir.

Bunun delili Peygamber Efendimiz (ﷺ)’in şu sözüdür:

“Gerçekten Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) kalbime şunu üfledi: Hiçbir canlı, yeryüzündeki rızkını ve nasibini tam olarak almadan ölmeyecektir. O halde Allah’tan korkun ve rızkı Allah’tan en güzel şekilde arayın. Rızkın gecikmesi, rızkı günahkâr bir şekilde aramanıza sebep olmasın. Zira Allah katında olan, ancak kendisine teslim olunarak elde edilir.”

Bu da, vahiy almanın ikinci şeklinde, meleğin, Peygamber Efendimiz’in onu görmemesine rağmen kalbine vahiy ilham ettiğini ispat etmektedir.

3) Üçüncü şekil ise Cebrail (a.s.)’in Peygamber Efendimiz aleyhisselem’e bir insan şeklinde görünüp konuşmasıdır. Aynı zamanda Hz. Peygamber (ﷺ) de onun söylediklerini doğru anlıyordu.

Bazen Cebrail (a.s.), Peygamber (sallalahu aleyhi ve sellem)’in yanına geldiğinde, sahabe bile onu insan suretinde görebiliyorlardı. Meşhur bir hadiste Cebrail’in, Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem)’in ashabıyla birlikte oturduğu sırada yanına geldiği anlatılır. Cebrail (aleyhisselam) siyah saçlı, bembeyaz elbiseli bir genç kılığında göründü; bu onun bir yolcu olmadığını, aynı zamanda yerli biri de olmadığını gösteriyordu; çünkü kimse onu tanımıyordu. Rasulullah’a İslam, iman, ihsan ve benzeri konularda sorular sormaya başladı. Sonra ayrılınca Peygamber halka: “Bunun kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Dediler ki: “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” Ve buyurdu ki: “O, Cebrail’di! O size dininizi öğretmek için geldi.» İşte Cebrail bazen bir insan suretinde, bazen bir bedevi, bazen de bir sahabe suretinde görünürdü.

4) Dördüncü şekil, vahyin çan sesi şeklinde intikal etmesidir, yani Hz. Peygamber (ﷺ) bundan önce de çan sesine benzer bir ses işitmiştir.

Vahyin bu şekilde tebliğ edilmesi Hz. Peygamber (ﷺ) için en zor olanıydı. Ondan sonraki en soğuk günlerde bile alnından terler akıyordu. Eğer bir binek hayvanına binmiş olsaydı, o binek hayvanı, indirilen vahyin ağırlığıyla yere yapışırdı.

Bunun delili Zeid’in sözleridir. Bir gün Peygamber Efendimiz (ﷺ)’in yanında oturuyordu. Onun uyluğu Peygamber Efendimiz’in (ﷺ) uyluğunun altındaydı. İşte o anda vahiy gelmeye başladı. O anki duygularını anlatan Zeid, şunları söyledi: «O kadar zorlandım ki kalçamın kırılacağını düşünmeye başladım.»

5) Beşinci şekil, Cebrail (a.s.)’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e hakiki suretinde görünmesidir.

Bu ne muhteşem, ne görkemli bir görüntüydü! Bu haliyle Peygamber Efendimiz sallalahu aleuyhi ve sellem’in huzuruna sadece iki defa çıkmıştır. Peygambersallalahu aleyhi ve sellem onu anlatırken, Cebrail (a.s.)’in bütün göğü kapladığını ve altı yüz kanadının bulunduğunu söylemiştir. Bu durum «Yıldız» suresinde bildirilmektedir.

6) Altıncı şekil, Hz. Peygamber’in (ﷺ) Miraç gecesi göğe yükseltilmesi ve orada, yedi kat göğün üstünde, Yüce Allah’ın Müslüman cemaatine günlük beş vakit namazı kılmalarını emretmesidir.

7) Yedinci şekil ise Allah Teâlâ’nın, Cebrail’in aracılığı olmaksızın, bir perde vasıtasıyla doğrudan doğruya Resulüyle konuşmasıdır.

Bu şekilde vahiy almasıyla Hz. Muhammed (ﷺ) yer yüzünde ki diğer insanlar gibi Yüce Allah’ı görememiştir. O, ancak Allah Teala’nın perdesinin nurunu görmüştür.

İşte bunlar, Hz. Muhammed’in (ﷺ) Allah Teala’dan aldığı vahyin yedi şekliydi.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir süre sessizlik ve vahyin gecikmesinden sonra şu ayetler nazil olmuştur:

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ

«Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)!»

Bu ayette Yüce Allah, Peygamber Efendimize (ﷺ) hitap ediyor. Aile ve çocuklarla birlikte saklanıp normal bir hayat yaşayabileceğimiz dönemlerin geride kaldığını söylüyor. Artık büyük görev başlıyor: Allah Teala’nın yolunda çağrı ve gayret görevi.

قُمْ فَأَنذِرْ

«Kalk, ve (insanları) uyar.»

Yani, âlemlerin Rabbine dua etmek için ayağa kalk. İnsanları tevhide ve Yüce Allah’a teslim olmaya çağırmak, onları şirkten, tağutlara kulluk etmekten, günahlardan ve cehennemden sakındırmak için kalk.

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

«Sadece Rabbini büyük tanı.»

Tevhid ile Rabbini yücelt. İnsanlara, kendileri için Rablerinden daha büyük kimsenin olmadığını bildir ki, Yaratıcılarına karşı tevazu göstersinler.»

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

«Elbiseni tertemiz tut.»

Yani kalbini şirkten, günahtan, kirden, hasedden ve kinlerden temizle, elbiseni de necasetten arındır.

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

«Varruc zafur! Varruc (…)!»

“Kötü şeyleri terket.»

Yani putlar, putperestlik, Cenâb-ı Hakk’tan başkasına tapınma, ayrıca görünür, dış kirlilik.

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ

«Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma.»

Yani insanlara, karşılığında daha fazlasını verecekleri ümidiyle bir şey verme. Allah rızası için ver. İnsanlara Allah’a çağıran kişinin yüce ahlakını, yüce karakterini göster.

Ve sen insanları Rablerine çağırdığında, öğütlediğinde, o zaman başına fitneler gelmeye başlayacak ve insanlar sana düşman olmaya, sana hakaret etmeye, iftıra etmeye başlayacaklar. Çok şeye katlanmak zorunda kalacaksın, bu insanları yetiştirmenin yükünü de üstlenmek zorunda kalacaksın. İşte bu yüzden Allah Teala şöyle buyuruyor:

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

«Rabbinin rızasına ermek için sabret.»

Yani bu yolda sabırlı ol!

Ve Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem Allah Teâlâ’nın kendisine emrettiği şekilde insanları çağırmaya başladı.

Peki Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem neye çağırmaya başladı?

Halkı devrim yapmaya ve mevcut hükümeti devirmeye çağırarak işe başlamış olabilir mi? Ya da belki Arap topraklarının Pers ve Roma egemenliğinden kurtarılması çağrısında bulunmuştur? Veya İslam’ı yaymak için iktidara gelmeye ve yüksek mevkilere gelmeye çalışmış mıdır? Yoksa ekonomik başarı elde edip, maddi nüfuz sahibi olmak ve bu kaynaklarını kullanarak insanları Allah Teala’ya çağırmak mı istiyordu?

Tabii ki bunların hiçbiri doğru değil! Ve bu, bugün Peygamber Efendimiz (ﷺ)’in yolunu izlemeye çalışan bütün partiler ve gruplar için bir derstir. O, kendisinden önceki bütün peygamber ve resullerin yaptığı gibi, insanları tevhide çağırarak ve şirkten sakındırarak davetine başlamıştır. Onlar yeryüzüne geldiklerinde şu sözlerle başladılar: «Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin için başka gerçek ilah yoktur.»

İşte bu yüzden Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) de tevhid çağrısıyla başlamıştır. O, bu sözlerle başladı, bu sözlerle devam etti ve bu sözlerle de insanları şirkten sakındırarak ve onlara hesap gününü hatırlatarak çağrısını sonlandırdı; insanların öldükten sonra tekrar diriltileceklerini ve hesaba çekileceklerini söyledi. Herkes yaptığının karşılığını görecektir.

Peygamber (sallalahu aleyhi ve sellem) ashabını eğitmeye başladı. Onları içten ve dıştan temizlemeye, her türlü iyiliğe çağırmaya, onlara dini ve indirilen ayetleri öğretmeye başladı. İlk önce tevhidi, ahireti, cenneti ve cehennemi anlatan kısa ayetler ve sureler nazil oldu.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Cebrail (a.s.) aracılığıyla Allah’ın kendisine gönderdiği vahiylerden herhangi birini unutmaktan çok korkuyordu. Bu sebeple Kur’an’ı dinlerken sanki Cibril’in kendisine söylediklerini tekrarlamaya çalışır gibi dudaklarını sürekli hareket ettiriyordu. Fakat Allah Teala ona şöyle buyurdu:

وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ

«Kur’ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur’ân’ı okumada acele etme»

Kur’an-ı Kerim, Ta-Ha, 20:114.

Bu sözleriyle Yüce Allah, Peygamber Efendimize Kur’an-ı Kerim’in tamamını kendisine ulaştırma ve ezberleme sorumluluğunu üzerine aldığını bildiriyordu. Peygamber (sallalahu aleyhi ve sellem) kendisine vahiy geldiğinde onu dinlemek ve daha sonra onu gerektiği gibi ezbere okumak zorundaydı.

Bu, Peygamber Efendimiz’in (sallalahu aleyhi ve sellem) davetinin başlangıcı, risaletinin ilk merhalesiydi. Bu, Hz. Peygamber’in (sallalahu aleyhi ve sellem) sadece güvendiği ve kendilerinde samimi bir hayır arzusu gördüğü yakınlarına vahiy getirdiği gizli çağrı dönemiydi.