
Ey İslam ümmeti, ey Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti, Yüce Allah’ın bize en büyük lütfü (hediyesi) ve en büyük rahmeti, Allah’ın (Celle Celalühü) bize bu güzel, aydınlık dini, Sırat-ı Müstakım’i (apaçık, dosdoğru ve hak yolu) vermiş olmasıdır. Onunla akıl, anlayış ve dindeki çarpıklıklardan korunmuş oluruz.
Bu din iki temel şeyi koruyarak geldi: insan aklını (düşüncesini) ve dini inançları bozabilecek veya zarar verebilecek her şeyden muhafaza etmeyi. Her Müslümanın aklı başında ve basiretli olması, aklının aldanmaması, dininde kaybolmaması gerekir.
Bu din aklımızı, dini inançlarımızı nasıl koruduğunun yönlerinden (örneklerinden) biridir, Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilen birçok sahihi hadislerde bildirilmiş, kuhhan’a (كُهَّانٌ) danışmaktan sakındırır.
Onlar, el-kehane (كَهَنَةٌ) kimlerdir? Kâhinler, falcılar ve benzeri şarlatanlar, dolandırıcılar, Allah’ın kullarını aldatan, şaşırtan, karıştıran, dinsiz, kötü kişilerdir. Günümüzde bunlar ne kadar çoktur! Allah (Celle Celalühü) bunların sayısını artırmasın! Bunlar her ne iseler, bu kâhinlerden, falcılardan, şarlatanlardan kim olursa olsun, ey Allah’ın kulları bilin ki, onlar hiçbir şeyi temsil etmezler, hiçbir şey değiller, Allah’ın Resulü’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bildirdiği gibi. Büyü yapan, şarkı söyleyen insanlar için; şeytan onları Allah’tan (Celle Celalühü), uzaklaştırıp, Yaratıcıları olan Allah’ın kitabından, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yolundan uzaklaştırıp uçuruma sürükledi. Onlar yalan söylerler, kandırırlar, aldatırlar, kafaları karıştırırlar ve kendilerinin önemli olduğunu, başkalarının yapamadığını yapabileceklerini sanırlar.
وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
“Şeytan da onlara yaptıklarını cazip gösterdi”
Kur’an-i Kerim, En’âm Suresi – 43 Ayet.
Bunlar (kâhinler) ahmakların saflığından, zayıf insanların anlamamasından yararlanıyorlar, akılsızların aptallığından yararlanıyorlar ve insanların mallarını ellerinden alıyorlar, paralarını yiyorlar ve insanlara güya sırrı (gaybı) bildiklerini söylüyorlar:
bir kadının rahminde, karnında ne olduğunu biliyorlar; kişinin kaderini; rızık kapılarının ne zaman açılacağını, ne zaman çok para kazanabileceğini bilirler; onlar, her türlü hastalık ve rahatsızlıklara şifa veren ilaçları bilirler. Kanser olsun, başka bir şey olsun, çaresini bilmedikleri hastalık yok. Ve ne yazık ki birçok insan, safdillikleri yüzünden bu aldatmacaya yenik düşüyor ve bu insanların gerçekten gizli, saklı bir şey bildiklerini sanıyorlar, çünkü bu insanlar onlara gerçekten doğru olan ve gerçeklikle örtüşen bir şey söylüyorlar. “Eşleştiğine göre nasıl bilebilir? “Yani, bu gerçekten bir şeyin var olduğunu ve yaptıklarının mümkün olduğu anlamına gelir” diye düşünüyorlar.
Fakat Allah Teâlâ’nın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok hadisleri, bizleri bu gibi insanlara yönelmekten, onlarla herhangi bir ilişki kurmaktan, söylediklerine inanmaktan, sözlerini, mesajlarını dinlemekten sakındırmaktadır. Çünkü eğer onlarla iletişim kurarsanız, onları dinlerseniz, onlara yönelirseniz bu, kişinin akidesi, dini, aklı, düşüncesi için çok büyük bir tehlikedir.
Buhari (6213) ve Müslim (2228) Mü’minlerin annesi Aişe’nin (radıyallahu anha) şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Bazı insanlar Allah Resulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) kâhinleri sordular”. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara şöyle cevap verdi:
لَيْسُوا بشيء
“Onlar hiçbir şeydir.“
Onlar: “Ey Allah’ın Resulü, bazen bize doğru çıkan bir şey söylüyorlar” dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
تِلكَ الكَلِمَةُ مِنَ الحق يَخْطَفُهَا الجِنِّي، فَيَقُرُهَا فِي أَذُنِ وَلِيْهِ قَرْ الدَّجَاجَةِ، فَيَخْلِطُونَ فِيهَا أَكْثَرَ مِن مِئَةٍ كَذَّبَةٍ
“Bu, cinlerin kapıp götürdüğü bir sözdür ki, onu bir cin meleklerden kaparak kâhin dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Hâlbuki o söze yüzlerce yalan karıştırırlar.”
İşte onların durumu! Bunlar dolandırıcı, yalancı ve hilekârdır.
Muâviye İbnu’l-Hakem (radıyallahu anh), Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Aramızda falcılara gidenler var.”
فلا تأتهم
“ Sen gitme” – dedi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem).”
Müslim (537).
Başka bir hadis-i şerifte ise Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
ليس منا من تطير أو تطير له، أو تكهن أو تكهن له، أو سحر أو شجر له
“Fala bakan veya kendisine fal baktıran, kehanet yapan veya kendisine kehanet yaptıran, büyü yapan veya kendisine büyü yaptıran bizden değildir (müslüman olmayan )”.
El-Bezzâr (3578) ve Tebarâni (355).
Ey Allah’ın kulları, bir mü’minin kalbinde iki şey bir arada olamaz: Kur’ana iman ile büyücülerin, kâhinlerin ve diğer dolandırıcıların sözlerine inanmak.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
(Bu hadisi dinleyin ve hatırlayın ey Allah’ın kulları, bilen “Ben zaten biliyorum” demesin – ve kendinize hatırlatın, çünkü, inanın bana hiçbirimiz bu insanlardan ve onlarla bağlantılardan güvende değiliz, sadece bazılarımız bunu fark etmeyebilir):
من أتى كاهنا أو عزافًا فصدقه بما يقول، فقد كفر بما أنزل على محمد صلى الله عليه وسلم
“Kim bir falcıya veya bir kâhine gider onun söylediklerine inansa o kafir oldu ( inançsızlığını gösterdi) Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) inen dini inkâr etmiştir.”
Hafız İmam Zehebi “Büyük günahlar kitabı”(329).
Bu hadisin başka bir versiyonunda Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle söylediği belirtilmektedir:
من أتى كاهنا فصدقه بما يقول، فقد برئ بما أنزل على محمد
Kim bir kâhine gider, dediklerini doğrularsa; şüphesiz ki Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) indirilmiş olanı inkâr etmiş olur.”
Ebû Dâvûd, hadis no: 3904.
Ey Allah’ın kulları, Kur’an ve Sünnet Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) indirildi. Ve eğer bir kimse sadece gelip bir falcıya yönelirse, onun sözlerine inanmaz, şüphe eder ve ona bir soru sorarsa, bu da büyük bir günahtır, ey Allah’ın kulları ve bunun için büyük bir azap vardır.
Peki azabı (cezası) ne? Bu tam bir felaket, acaba bu insanın hali ne olacak! Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
من أتى عزافًا فسأله عن شيء، لم تقبل له صلاة أربعين يوما
“Kim bir falcıya gider de ona bir şey sorarsa, kırk gün namazı kabul olmaz.”
Müslim (2230).
Namaz sizin mutluluğunuzdur, kurtuluşunuzdur, nurunuzdur, Rabbinizle olan bağınızdır. 40 gün boyunca sizden kabul edilmeyecektir! Bundan daha büyük ceza ne olabilir?!
Allah(Celle Celalühü) bizi korusun!
Falcıya yönelmek mutlaka ona gitmek anlamına gelmiyor. Bu, telefonla veya internet üzerinden iletişim olabilir, bazı sosyal ağlar üzerinden iletişim olabilir, gazetelerden veya bazı web sitelerinden burç yorumlarını okumak olabilir; bunların hepsi falcılara ve kâhinlere başvurmayı belirten hadis kapsamına girer.
Ey Allah’ın kulları! Bu kâhinler (arrafun) veya falcılar (kehane), yani gaybı bildiklerini iddia edenler kimlerdir? Unutmayın: kendilerine ne ad verdiklerinin hiç bir önemi yok. Bunlar, başkalarının bilmediği gizli bir şeyi bildiğini iddia eden kişilerdir: Mesela, çalınan bir şeyin nerede olduğunu veya hırsızın kim olduğunu bilir veya kayıp bir hayvanın nerede olduğunu bilir (bir kişi ona gelir ve der ki: “Arabam veya hayvanım kayıp”, bu arabanın nerede olduğunu bilir), veya bir kadın veya erkek ihanet veya zina ile suçlanır, falcı: “Kiminle olduğunu biliyorum ve kim olduğunu de biliyorum” der, veya bir kişi gelecekte ne olacağını, bazı gelecekteki olayları bildirir ve sırları, gizli olanı (gayb ilmi) bilir, veya bir kişinin kalbinde ne olduğunu, şu anda ne düşündüğünü, düşüncelerini, endişelerini neler olduğunu bilir. Ve bu bilgiyi nasıl elde ettiği önemli değildir: cinlerle, şeytanlarla iletişim kurarak, yıldızlara bakarak bir şeyler hesaplayarak (buna astroloji denir), kumdaki çizgilerden fal bakarak (buna remil denir), kahve veya kahve telvesiyle. Öyle ya da böyle, falcı hangi yolu seçerse seçsin, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerinde bahsettiği ve bizi uyardığı şey budur. Dolayısıyla kendilerine ne isim takarlarsa taksınlar, bir müslümanın bunlara aldanması doğru değildir. Tabii günümüzde onlar kendileri için “Ben kâhinim” veya “Ben arrafım” demiyorlar, hadislerde kendilerinden bahsettiğini düşünmeyelim diye kendilerine farklı isimler takıyorlar.
Önemlerini abartmak istiyorlar, bunun için de kendilerine farklı isimler takıyorlar: Araplar kendilerine bilgin (al-hubara) diyorlar, bizim onlar için kullandığımız isimler de var: bilgin, durugörü sahibi, medyum, parapsikolog, şifacı, telepat, beyaz büyü uzmanı, vb.
Bütün bunlar sadece tek bir amaç içindir: sizi aldatmak, Allah’ın (Celle Celalühü) yolundan saptırmak ve elbette asıl amaçlarından biri de mallarınızı ele geçirmektir.
Bunların arasında çok kurnaz olanları da var. Onlar ne yapıyor? Şöyle diyebilirler: “İmzanıza bakabilirim, ben öyle bir uzmanım, bir durugörüyüm, bir vizyonerim ki, bundan gelecekte sizi neyin beklediğini söyleyebilirim” veya “Eğilimlerinize bakabilirim: hangi rengi daha çok sevdiğinizi, hangi hayvanları daha çok tercih ettiğinizi, hangi figürleri daha çok sevdiğinizi ve tüm bunlardan size geçmişte ne yaşadığınızı veya gelecekte sizi ne beklediğini söyleyebilirim.”
Ey Allah’ın kulları, kendilerine ne ad verirlerse versinler, onlar, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in akidemizi, imanımızı ve aklımızı korumak için bizi uyardığı kimselerdir.
Ey Allah’ın kulları, her müslümanın bu konuda güçlü, sarsılmaz bir imana (akide) sahip olması gerekir. Biliniz ki, Allah’tan (Celle Celalühü) başka hiç kimse gaybı bilemez:
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ
De ki: “Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez”
Kur’an-i Kerim, Neml Suresi – 65 Ayet.
Bu bilgi yalnızca Yüce Yaratıcı’ya mahsustur. Eğer bir kimse geleceği veya gizli bir şeyi bildiğini iddia ederse, bunu hangi yolla yaparsa yapsın, bilsin ki o bir suçludur, büyük bir günahkârdır ve ondan sakınmak gerekir. Müslümanın onunla her türlü ilişkiye girmesi söz konusu bile olamaz.
Ey Allah’ın kulları, bu kâhinlerin, falcıların, sözde medyumların topluma verdiği zarar çok büyüktür ama bunların bu kadar çok olmasının sebebi biziz. Din bilgisi az olduğu bir toplumda sayıları çok artar. Herhangi bir toplumda tevhid ve akide hakkındaki cehalet yayıldığı anda, insanlara gizli şeyleri bildiklerini telkin eden, insanların mallarını her türlü haram yolla almak isteyen medyumlar, kâhinler, aldatıcılar hemen türeyip çoğalırlar.
Elbette, onların alıp kazandıkları mallar haram maldır. “ Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
لا يَحِلُّ ثَمَنُ الْكَلْبِ وَلا حُلْوَانُ الْكَاهِنِ وَلَا مَهْرُ الْبَغِيِّ
“Köpeği [veya kediyi] satarak aldığı para helal değildir, bir kâhinin aldığı ücret helal değildir, bir fahişe’nin mehri (fuhuş karşılığı aldığı para) helal değildir.”
Ebû Dâvûd, (3484).
Kâhinlerin suçları çok büyüktür. Bilmeden içine düştükleri bela aslında çok korkunçtur. Bakın, eğer Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kendilerine gelip 40 gün boyunca namazının kabul edilmediğini, böyle bir akıbetle karşı karşıya kaldığını ve böyle bir cezaya çarptırıldığını söyleyen bir adamdan bahsediyorsa, hala bunu yapanların hali ne olacak?!
Acaba bu kâhin ve falcıların kaç tanesi gizli bir şey biliyor? Çok basit: aslında onlar, imanlarını satmaları, tevhidlerini satmaları, alemlerin Rabbi olan Allah’a inanmamaları, müslümanların dinini, Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yolunu terk etmeleri konusunda şeytanla bir anlaşma yapıyorlar; ancak o zaman şeytan onlara bir şey verebilir, bir şekilde yardım edebilir ve onlara bir şey bildirebilir.
Şeytan onlardan farklı şeyler istiyor: Mushaf sayfalarından yani Kur’an’dan ayakkabı yapmalarını, bu ayakkabılarla helaya girmelerini istiyor; İdrarla, adet kanıyla, köpek kanıyla Kur’an ayetlerini veya Allah’ın isim ve sıfatlarını yazmalarını istiyor. Bu kâhinlerin, büyücülerin, falcıların bu yaptıklarından sonra nasıl bir imanları kalabilir ki?! Veya şeytan onların hiç iman etmemelerini ister, asla “Bismillah” dememelerini, Allah’ın (Celle Celalühü) adını anmamalarını, özel isimleri olan cinlerin krallarından yardım istemelerini ve bu kâhinlerden bu isimlere ibadet etmelerini ister veya bu insanlardan Allah’ın (Celle Celalühü) güzel nimetlerle helalara girmelerini (mesela sütle) yıkanmalarını ister. Bunlar, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) kıldığı ve bize öğrettiği namazı hiç düşünmüyorlar. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uygun olarak namaz kılmıyorlar.
Bu kâhin ve büyücülerden biri pişman oldu, sonra itirafta bulundu ve şöyle dedi: “38 yıldır Allah (Celle Celalühü) için bir tek secde etmedim. Elbette camiye gitmemeyi göze alamazdım, çünkü insanlar: “Biz onu iyi ve salih biri olarak görüyoruz, ama camiye gitmiyor” derlerdi. Sakalım vardı ve camiye gidiyordum, fakat cünüp gidiyordum (yani abdestsiz (gusülsüz) namaz kılıyordum).
Uzaklarda bir yerde olup bitenlerden bahsettiğimi sanmayın. Bir de bu insanların tuzağına düşüp şunu söyleyen insanlarımız var “Ama doğruyu söylüyor, bu da onda bir çeşit kutsallık olduğu anlamına geliyor”.
Peki bu kâhinleri, büyücüleri ve falcıları nasıl tanıyabiliriz? Birçok işaret var, örneğin:
■ adınızı, babanızın veya annenizin adını sorarlar, veya adınızı, babanızın adını veya nereden olduğunuzu söylerler;
■ hastalığınızın ne olduğunu size söylerler;
■ sizden bir eşya isteyebilirler (örneğin, bir şapka, bir mendil veya bir tişört);
■ abdest aldığın sudan istiyorlar;
■ üzerlerinde anlamları bilinmeyen bazı rakamlar, anlaşılmaz işaretler, semboller yazılı olan tılsımlı muskalar, üçgenler veya kareler verirler. Elbette bunlar şirkin sembolleridir, Allah (Celle Celalühü) korusun;
■ bu kişiler çoğu zaman mırıldanır, bazı kelimeleri telaffuz eder ya da duyulamaz bir şekilde söylerler veya bu kelimelerin ne olduğu belli olmaz;
■ Bir kimseye: “Biliyor musun, sen lanetlendin, büyülendin ve seni büyüleyen büyü şurada ve şu yerde” veya “ şunun falan tarafından büyüledin” denir. Ne için? İnsanlar arasında ayrılık çıkarmak, kardeşlerin yahut akrabaların arasına düşmanlık sokmak için: “Kardeşinin karısı yahut kız kardeşi yahut kardeşin sana büyü yaptı” derler;
■ Buhur denilen, yani yanan şeyler (ot veya benzeri bir şey) verirler ve derler ki: “Odada dolaş ve odayı bu ot veya bu kağıt parçalarıyla dezenfekte etmen gerekiyor” (bir kağıda bir şeyler yazarlar ve veriyorlar, size diyorlar ki: “Bunu yak, evi tamamını dezenfekte et orada cinler ve sihir olmasın”);
■ büyücüler bir kişiden özel bir hayvan getirmesini (bu siyah bir horoz, özel bir koç veya buzağı olmalıdır) ve onu kesmesini isterler, ancak kişinin “Bismillah” dememesini isterler;
■ kişinin uzun süre karanlık bir odada insanlardan izole edilmesini isterler;
■ bir kişinin bir şeyi gömmesini talep ederler;
■ Kur’an okumaya başlıyorlar, burada birçokları aldanıyor ve: “O Kur’an okuyor veya Ayetül-Kürsi okuyor” diyorlar. Okuyorlar, evet ama arada bir durup bir şeyler söylüyorlar, bu da önemli bir işaret;
■ kişinin bir günah işlemesini isterler;
■ “Tuvaletlere tuz veya un atın, Allah’ın adını anmayın” derler;
■ Bir kişinin ne hastalığı olduğunu veya kimin tarafından büyülendiğini öğrenmek için kurşun veya kalay alıp başından aşağı bir kaba dökmeye başlarlar.
Bunlar hepsi büyücülerin belirtileri.
Ey, “Bize bütün kapılar kapalıdır” diyen Müslüman kardeşlerim! “Evlenmek istiyorum ama yıllardır evlenemiyorum, sanki üzerimde bir lanet, bir büyü var.” Veya bir kadın diyor ki: “Bana evlilik kapıları kapandı, evlenemiyorum. Her şeyi denedim, dua ediyorum ama hiçbir şey işe yaramıyor.” Veya bir kadın veya erkek diyor ki: “Rızkın kapıları bana kapandı, işim yürümüyor, satışlar azaldı, hiçbir şey yolunda gitmiyor, her şey durdu.” Veya hasta diyor ki: “Her şeyi denedim, her tedaviyi denedim, bütün uzmanlara başvurdum ama çare bulamadım.” Ve sonra bu insanlar medyumlara ve büyücülere yöneliyorlar. İnsanlar nasıl da kendilerine bahaneler üretir ve kendilerini haklı çıkarırlar? “Bu tutunmak istediğim son daldır” diyorlar. Hayır, ey Allah’ın kulları! Güçlü olun! Bu bir mazeret değil!
Allah (Celle Celalühü) katında ne mazeretiniz var?
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاً
“ Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı”
Kur’an-i Kerim, Cin süresi – 6 ayet.
Mahşer günü, pişmanlık günü, tövbe günü, Allah’ın (Celle Celalühü) huzuruna çıktığınızda, Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurduğu şeyler size hatırlatıldığında ne diyeceksiniz?
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur:
من أتى كاهنا أو عزافًا فصدقه بما يقول، فقد كفر بما أنزل على محمد صلى الله عليه وسلم
“Kim bir falcıya veya bir kâhine gider onun söylediklerine inansa o kafir oldu ( inançsızlığını gösterdi) Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) inen dini inkâr etmiştir.”
Hafız İmam Zehebi “Büyük günahlar kitabı”(329).
Allah (Celle Celalühü) hepimize dininin ilmini ve anlayışını artırsın, tevhidimizi sabit kılsın, hepimizi açık ve gizli fitnelerden korusun.