
İman, hayeller veya asılsız iddialar değildir. Bu üzerinize deneyebiliceğiniz bir şey değildir, kendiniz için alıp sebepsiz yere kendinize atfedebileceğiniz bir şey değildir.
“İman”, insanın kalbine yerleşen ve salih amellerle sabitlenen şeydir. Kişinin Allah’ın yasakladığı şeylerden sakınması ve Allah’ın emrettiklerini yapmasıdır.
Dolayısıyla İslam’da iman, kişinin sadece mü’min olduğunu diliyle beyan etmesi değildir. Sonuçta münafıkların çoğu böyleydi, yani dilleriyle «Biz mü’minleriz» diyorlardı ama içlerinde iman yoktu ve bu nedenle Allah onlar hakkında şöyle buyuruyor:
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ
“İnsanlardan bazıları da vardır ki inanmadıkları halde “Allah’a ve âhiret gününe inandık” derler.”
يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
“Akıllarınca Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya kalkışıyorlar; hâlbuki onlar farkında olmadan yalnızca kendilerini aldatmış oluyorlar.”
Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2:8-9.
Bu nedenle mümin olduğunuzu söylediğinizde, bu sadece laf değil, gerçek bir tevazu ve Yüce Allah’ın iradesine teslimiyet olmalıdır. İnandığınız şeyin kararlarını sevinçle ve tam bir teslimiyetle yerine getirdiğinizde iman, eylemlerinizde tecelli eder.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Hayır, rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
Kur’an-ı Kerim, Nisâ, 4:65.
İslam dini erdem ve pratik dini eylemlerden oluşur.
Pratik dini eylemlere gelince, bu eylemler birçok kişinin bildiği beş şeye dayanmaktadır – bunlar İslam’ın beş şartıdır.
İnançlara gelince, bunlar altı şeye dayanır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
لَّيۡسَ ٱلۡبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمۡ قِبَلَ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ
“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir.”
وَلَٰكِنَّ ٱلۡبِرَّ مَنۡ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلۡكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ
“Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edendir;”
Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2:177.
Yukarıdaki ayetlerde imanın beş şartından bahsedilmekte, Yüce Allah bir başka ayette de altıncı şarttan ayrı bahsetmektedir:
إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرٖ
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.”
Kur’an-ı Kerim, Kamer, 54:49.
Böylece Peygamber Efendimiz’in bilinmeyen biri kılığında gelip ashabının önünde sorular soran Cebrail’e anlattığı toplam altı şartı elde etmiş oluruz. Cibril aleyhisselam sordu:
قال: فأخبرني عن الإيمان، قال: أن تُؤمن بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر، وتؤمن بالقدر خيره
وشره،
“İman nedir?” Peygamber (sallalahu aleyhi ve sellem) cevap verdi: «İman, Allah’a, meleklerine, Kutsal Yazılarına, elçilerine, sonsuz hayata ve kadere – hem iyi hem de kötüye – inanmaktır.»
Müslim, 8.
İman sadece “Allah’a, O’nun meleklerine inandım…” sözünü ezberlemek değildir. Tam tersine imanın altı şartını kalbinize yerleştirmek, yani ona doğru inanç tohumlarını ekmek, sonra da onları sürekli sulamak ve bakımını yapmak önemlidir.
Ne ile sulamak gerek?
İmanın büyüyüp güçlenmesi için salih amellerle (amel-i saliha) sulanması gerekir. İman üç unsurdan oluşur: Kalpteki sağlam kanaatler, imanınızla ilgili sözler ve bu imanı tasdik eden eylemler. İman artabilir veya azalabilir.
İnancın tatlı bir tadı vardır. Eğer mümin bu tatlılığı hissederse, büyük bir mutluluk kazanır. Ve çevresinde ne olursa olsun, kalbinde her zaman kimsenin alamayacağı bir cennet olacaktır.
Kişinin gerçek imana ulaşması ve değerini anlaması, öncelikle onu korkudan kurtarır. İkincisi, Allah’ın takdir ettiği her şeyi homurdanmadan ve hoşnutsuzluğa kapılmadan kabul etmesine yardımcı olur. Hakikî imanı ve onun tatlılığını bilen bir insan, Allah’ın şöyle buyurduğunu söyler:
قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوۡلَىٰنَاۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
De ki: “De ki: “Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir, O bizim mevlâmızdır.” Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.”
Kur’an-ı Kerim, Tevbe, 9:51.
İnsan imanın tatlılığını yaşarsa, nefsinin zincirlerinden kurtulur. Artık onlara bağlı değildir ve artık Şeytan’ın etkisi altında değildir. Bu dünyanın cazibesi artık onun ruhunu etkileyemez.
İnsan imanın tatlılığını yaşayınca kalbi dünyaya açılır. İçine büyük bir huzur yerleşir çünkü hayatta olup biten her şeyin Allah’ın elinde olduğunun bilincindedir. Hiçbir canın, kendisine mukadder olan herşeye kavuşuncaya, Allah’ın kendisi için hazırladığı hayatı son dakikasına kadar yaşamadıkça helak olmayacağını anlar.
İmanın özünü ve tatlılığını bilen bir insanın namazı, diğer insanların namazından farklıdır. Onun için namaz, gözünün nuru ve ferahlıktır. Elbette zorluklar yaşayabilir ama namaza durunca bunlar ortadan kaybolur. Namazda sevinç ve huzur bulur.
Bütün mü’minlere örnek olan Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) müezzinine şöyle buyurdu:
أرِحْنَا بِهَا، يا بلال
«Bize merhem ver Bilal».
Ebu Davud (4985), Ahmad (23088).
Yani ezan ve kamet oku ki namazada huzur bulalım.
İmanın tatlılığını tatmış bir insan için yatsı namazı en büyük zevktir. Bunu hayal etmek bizim için çok zor ve bize hayal gibi geliyor ama bizden öncekiler yatsı namazını şöyle anlatmışlardı: “Allah’a yemin ederim ki, eğer gece namazı olmasaydı benim bu dünyada yaşamam için bir sebep kalmazdı.”
Kendinize sorun, neden Kur’an okurken bu kadar zevk duymuyorsunuz?
Bu sorunun cevabı salih halife Osman’ın (Allah ondan razı olsun) sözleridir:
لو طهرت قلوبكم ما شبعتم من كلام ربكم
«Eğer kalpleriniz temiz olsaydı, yani gerçek imanı tadsalardı; Rabbinizin sözlerine doyamazlardı.»
Yani sürekli okuma isteği duyarsınız ve bu size keyif verir.
İmanın tatlılığını tatmış olanlar farklı davranır, farklı yaşar, her şeyi farklı değerlendirir ve artık eski kurallar onlar için geçerli değildir.
Nasıl davranıyorlar?
Mesela Peygamber Efendimiz’in ashabından Hubeyb bnu Adi, Allah ondan razı olsun, kafirler tarafından yakalandı ve onu idam etmek istediler. Bu idamdan önce ona soruyorlar: “Şimdi senin yerinde Muhammed’in burada olmasını; senin de ailenle emniyette olmanı ister miydin?” Cevap vermiş: «Allah’a yemin ederim ki, şimdi ailemle, çocuklarımla refah içinde olmayı istemem eğer aynı zamanda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kötü bir şey olacaksa, hatta sadece dikenin batmasını bile istemem.
Ya da mesela Uhud savaşında Müslümanların mağlup olduğunu duyunca imanın tatlılığını bilen bir kadın, Medine’den ayrılarak Uhud’a doğru, katliamın olduğu yere doğru yola çıktı.
Bunu neden yaptı?
Bu tür söylentileri duyduğu için Peygamber Efendimiz’in aleyhisselam’ın öldürülmesinden korkuyordu. Oraya geldi ve babasının öldüğünü gördü. Daha sonra kardeşinin öldüğünü öğrendi. Daha sonra oğlunun öldüğünü öğrendi. Daha sonra kocasının öldüğünü öğrendi. Ama sonra Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ı canlı gördü ve şöyle dedi:
كل مصيبة بعدك جلل
“Ya Resulullah, senin kaybının yanında tüm acılar önemsizdir, korkutucu değildir, kolaylaşır.”
İşte imanı tatmış biri.
İmanın gerçek tatlılığını bilen kimse, parçalansa bile ondan ayrılmak istemez. Bu nedenle Bizans İmparatoru Herakleios, Ebu Süfyan’a bu dinden memnun olmayan var mı diye sorunca, olmadığını duyunca şöyle demiş:
وَكَذَلِكَ الْإِيمَانُ حِينَ تُخَالِطُ بَشَاشَتُهُ الْقُلُوبَ
“Kalplere nüfuz eden din böyledir”
Buhari tarafından rivayet edilmiştir (7, 51).
Başka zevklerle karşılaştırılamayacak bir zevk. Başka hiçbir şeye benzemeyen bir duygu.
Bu iman tatlılığı nasıl alınır?
Enes radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir kimsenin kalbinde bu üç haslet bulunursa, o kişi imanın tatlılığını kazanır.»
Bu hadiste Peygamber Efendimiz (Allah’ın selamı ve bereketi onun üzerine olsun), kişiye iman sevincini getirebilecek üç hususu anlatmaktadır. Bu sevinç şekerin, balın tatlılığına benzemez. Bu kıyaslanamayacak kadar yüksek bir şey. Hiçbir şey bu duyguyla karşılaştırılamaz. İnsan böyle bir durumu yaşar, hayır için çabalar ve Allah’ın kullarını sever.
Birinci husus.
أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا
Bu, Allah ve Resulünün her şeyden daha çok sevilmesidir.
Yani Allah sevgisini yaşayan bir insan, aynı zamanda Allah’ın peygamberini, sallallahu aleyhi ve sellem’i de sever. Peygamber sevgisi, Allah sevgisiyle aynı kefeye konabilecek ayrı bir duygu değildir. Peygamber sevgisi, Allah sevgisindendir. Çünkü bir insan Allah’ı seviyorsa, elbette Allah’ın bize gönderdiği kişiyi de seviyor demektir.
Demek ki Allah sevgisi, insanın Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için yaşaması ve böyle bir insanın, Allah’ın sözlerini, kendi arzularını, insanların arzularını her şeyden üstün tutmasıdır.
Eğer imanın tatlılığını hissetmek istiyorsan, o halde Allah’ı ve Resulünü sana her şeyden daha sevgili kıl.
İkinci husus.
Peygamber Efendimizaleyhisselam şöyle buyurmuştur:
وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لَا يُحِبُّهُ إِلَّا لِلَّهِ
“Allah rızası için birini sevmek”
Yani bir insan, bir başkasını akrabası, yakını, arkadaşı olduğu için, zenginliği, asaleti, nüfuzu veya ona çok iyilik yaptığı için sevmez. Bu, inanmayanların da doğasında olan sevgidir. Kâfirler de yakınlarını sevmezler mi? Ya da kendilerine iyilik yapanları sevmiyorlar mı? Bahsettiğimiz sevgi bu değil. Dünyevi bir şey için değil, yalnızca Allah rızası için olandan bahsediyoruz. Birini, yalnızca Allah’a ibadet eden, O’na teslim olun ve Peygamber Efendimiz’in (ﷺ) sünnetini takip eden sahibi bir kişi olduğu için seversiniz.
Size iyilik yapana veya iyilik yapmış olana duyulan sevgi, sıradan bir sevgidir ve bu, müminlerin de, inanmayanların da doğasında vardır. Ama Allah rızası için mümine duyulan sevgi, imanın tatlılığını hissettirecektir.
Ne yazık ki, pek çok insan için bu tür bir sevgi, dünyevi şeylerle ilgili anlaşmazlıklar ortaya çıkana kadar yalnızca kelimelerde var olur. Kalbin kavgayla ve komşularına karşı nefretle doluyken, imanın tatlılığını nasıl hissedebilirsin?
Hz. Peygamber Efendimizin sahabesi İbn Abbas, o zamanlar harika sözler söylemiş: “Kim Allah için sever ve Allah için nefret eder, Allah için dost olur ve Allah için düşmanlık eder – ancak böyle insanlar Allah’ın korumasına ve O’na yakınlığa kavuşabilirler. Ve insan böyle oluncaya kadar ne kadar namaz kılsa, ne kadar oruç tutsa da imanın tadını alamayacaktır.”
Üçüncu unsur.
Ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in verdiği üçüncü sebep:
وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ
“ALLAH (celle celalüh) kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmesi.”
Hasi-şerif Buhari (16, 6941), Müslim (43), Tirmizi (2624) tarafından rivayet.
Bir başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem), imanın tatlılığının nasıl elde edileceğine dair başka bir nedene işaret eder.
Hz. Peygamber aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : « ذَاقَ طَعْمَ الْإِيمَانِ مَنْ رَضِيَ بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا «.
«Kim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve elçi olarak Muhammed’den razı olursa, imanın tadını tadar.»
Müslim (34), Ahmad (1778).
İnsan bundan memnunsa başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Onu başka yerde aramaz.
Her şeyden önce Rabbi, Yaratıcısı ve Koruyucusu olarak Allah’a yönelir. Tamamen Allah’a güvenir ve tüm dualarını O’na yöneltir. Onun için Allah’tan daha önemli kimse yoktur.
İkincisi, kişinin Peygamber Efendimiz’den (sallahu aleyhi ve sellem) elçi olarak memnun olması gerekir. Bu, onun başka yollar bulmaya çalışmayacak çünkü, Rasullulah’ın sözlerinde rehberlik bulduğu anlamına gelir.
Üçüncüsü, kişinin Peygamber Efendimiz’in (sallalahu aleyhi ve sellem) gönderildiği dinden memnun olması gerekir. Arzularına aykırı olsa bile başka bir şey aramamalı. Her insanın kendi tercihleri ve eğilimleri vardır, ancak kendi iradesini Yaradan’ın iradesine tabi kılar. Din olarak İslam’dan memnun olmanın anlamı budur.
Kişi kendi istek ve tercihlerinden vazgeçerek, Yüce Allah’ın iradesini takip ederek gerçek mutluluğu ve uyumu bulur. Kalbi ilahi mutlulukla dolar.
Başka şeylerin mutluluk getirebileceğini düşünerek aldanmayın. Ne arabalar, ne evler, ne de son teknolojiler insanı gerçekten mutlu edemez. Bugün pek çok gayrimüslim ülke inanılmaz bir maddi büyüme ve teknolojik ilerleme yaşıyor. Peki bu onları zihinsel acıdan kurtarıyor mu? Ne yazık ki modern dünyada sadece manevi hastalıklarda ve zihinsel ıstıraplarda bir artış görüyoruz. Bu yüzden Kur’an şöyle diyor:
وَمَنۡ أَعۡرَضَ عَن ذِكۡرِي فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةٗ ضَنكٗا وَنَحۡشُرُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ أَعۡمَىٰ
“Kim de beni anmaktan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.”
Kur’an-ı Kerim, Tâhâ, 20:124.
Bu nedenle maddi refaha rağmen mutluluğu bulamazlar. Bu baskıcı duygudan başka nasıl kurtulacaklarını, içlerindeki melankoliyi nasıl bastıracaklarını bilmiyorlar. Ancak imandan başka dünyevi hiçbir şey insanı mutluluğa ulaştıramaz.