
Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
تَدَاوَوْا عِبَادَ اللَّهِ ؛ فَإِنَّ اللَّهَ سُبْحَانَهُ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ مَعَهُ شِفَاءًمَ
«Tedavi olun ey Allah’ın kulları, çünkü Allah bir hastalık verirse mutlaka şifasını da verir.»
İbn Mâce (3436) tarafından rivayet edilen hadis, el-Albani tarafından sahih olarak nitelendirilmiştir.
Günahlar kalbe zarar verir ama bu hastalık tedavi edilebilir ve edilmelidir. Hadis’te buyurulduğu gibi:
تَدَاوَوْا عِبَادَ اللَّهِ
«Tedavi olun, ey Allah’ın kulları…».
Bu Ramazan Yüce Allah’ın bize gönderdiği bir hediyedir. Yorgun ve bitkin kalbiniz için yoğun bir terapi gibidir. Tedavi iki temel bileşeni içerir: Allah’a samimi tövbe ve salih amel.
İlki – samimi tövbe.
Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor::
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : « إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ سَوْدَاءُ، فَإِذَا هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ وَتَابَ، سُقِلَ قَلْبُهُ
«Kul bir günah işlediğinde kalbinin üzerine siyah bir nokta konur ve eğer bu günahı terk edip Allah’tan bağışlanma dilerse kalbi cilalanır.»
Hadis Tirmizî (3334) tarafından rivayet edilmiş olup, el-Albani bunu güzel olarak nitelendirmiştir.
Yani bu siyah nokta parlatılır ve burası tekrar beyazlaşır. Bu hadiste Peygamber Efendimiz aleyhisselam bir teşhis koydu. Teşhis nedir? Günahlarla dolu bir kalp. Ve tedaviyi reçete etti. Tedavisi nedir? Birincisi Allah’tan bağışlanma dilemek, ikincisi salih amel işlemek.
Bu nedenle kalplerini temizleyip Allah’a temiz bir kalple gelmek isteyen günahkarların öncelikle Allah’a samimi bir şekilde tövbe etmeleri gerekmektedir. Yüce Allah şöyle buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ
“Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar.”
Kur’an-ı Kerim, Tahrîm, 66:8.
Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem buyurur:
عَنْ أَبِي مُوسَى – قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَبْسُطُ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ النَّهَارِ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيْلِ، حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا
“Cenâb-ı Hak, gündüz günah işleyenlerin tevbe etmesi için gece elini uzatır, gece günah işleyenlerin tevbe etmesi için de gündüz elini uzatır. Ve bu, güneş batıdan doğana kadar devam edecek.”
Ahmad’ın sahih bir isnadla naklettiği hadis.
Kalpleri ölmüş olanlara bile tövbe kapısı açıktır. Kâfir olarak ölen bir kalp için bile kapı açıktır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا إِن يَنتَهُوا يُغْفَرْ لَهُم مَّا قَدْ سَلَفَ…»
“İnkâr edenlere söyle, eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır.”
Kur’an-ı Kerim, Enfâl, 8:38.
Yani tüm günahkarların önünde. Ve günahınız ne kadar büyük olursa olsun, can boğaza gelene kadar tövbe kapıları size açıktır ve tövbe etmek için acele etmek gerekir.
İbn Abbas, Allah ondan razı olsun, bir gün birçok cinayet ve zina işleyen müşriklerin Muhammed’e geldiklerinde anlattı. Müşrikler, en büyük günahı işleyen yani Allah’tan başkasına ibadet edenlerdir. Ve ona şöyle dediler: «Davet ettiğin şey çok iyi, ama bize yaptıklarımızı bir şekilde telafi edilebilmemiz için bir şey söyle?» Daha sonra Yüce Allah şu ayeti indirdi:
«وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا»
“Onlar, Allah ile birlikte başka bir tanrıya tapmazlar; haksız yere, Allah’ın dokunulmaz kıldığı insan hayatına kıymazlar, zina etmezler. Zira (bilirler ki) bunları işleyen kimse cezasını bulacak.”
يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا»
“Kıyamet gününde ona azabı kat kat verilecek ve alçaltılmış olarak o azap içinde ebedî kalacaktır.”
إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Ancak tövbe edip inanarak erdemli işler yapanın durumu başkadır; Allah böylelerinin kötü hallerini iyiye çevirecektir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
Kur’an-ı Kerim, Furkân, 25:68-70.
Tövbe kapıları, yolunu değiştirmeye hazır olanlara her zaman açıktır. Cenab-ı Hak insanları hayatları boyunca buna çağırıyor ama Ramazan ayı tövbelerin özel bir lütufla kabul edildiği özel bir dönemdir. Peygamber Efendimiz aleyhisselam şaşkınlıkla:
وَرَغِمَ أَنْفُ رَجُلٍ دَخَلَ عَلَيْهِ رَمَضَانُ، ثُمَّ انْسَلَخَ قَبْلَ أَنْ يُغْفَرَ لَهُ
“Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!”
Hadis Tirmizî (3545) tarafından rivayet edilmiş olup, el-Albani bunu güzel olarak nitelendirmiştir.
Bu nedenle bu mübarek ayı sürekli olarak Allah’a tövbe etmek ve O’ndan bağışlanma dilemek için kullanın. Samimi bir bağışlanma isteği daimi yoldaşınız olsun. Sürekli bağışlanma dileyen gerçek bir mümin, mutlaka hem dünyada hem de ahirette karşılığını alacaktır.
Bir gün Hasan el-Basri’ye bir adam geldi ve ona kuraklıktan şikâyet etti. Hasan el-Basri ona: «Allah’ta bağışlanma dile!» dedi. Daha sonra başka bir adam gelip fakirliğinden şikayet edince, Hasan el-Basri yine şu sözlerini tekrarladı: «Rabbinizden mağfiret dile!» Daha sonra üçüncü bir adam geldi ve bahçesinin kuru olduğundan şikayet etti. Hasan el-Basri ona: «Allah’tan mağfiret dile!» dedi. Dördüncü adam gelip çocuğunun olmadığından şikayet edince Hasan el-Basri, «Allah’tan mağfiret dile!» sözünü bir kez daha tekrarladı ve kavmine dönerek Cenab-ı Hakk’ın Kur’an-ı Kerim’den şu sözlerini okudu:
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا
“Dedim ki: “Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır.
يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا
Dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.
وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَارًا
Mallar ve oğullar vererek sizi desteklesin, size bahçeler versin ve sizin için ırmaklar akıtsın.”
Kur’an-ı Kerim, Nûh, 71:10-12.
Allaha tövbe ile dönün!
وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ…»
“Ve topluca Allah’a tövbe edin ey mü’minler, umulur ki kurtuluşa eresiniz…»
Ve tövbe ettikten sonra mutlaka kalbinizi iyileştirecek salih amellerde bulunun.
Yüce Allah buyurur:
وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى»
“Şu da bilinmeli ki, ben tövbe edip yürekten inanan ve iyi işler yapan, sonra da doğru yolda sebat eden kimselere karşı çok bağışlayıcıyım.”
Kur’an-ı Kerim, Tâhâ, 20:82.
Ve buyurur:
إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ
“Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder.”
Kur’an-ı Kerim, Hûd, 11:114.
Böylece kirli bir kalp salih amellerle temizlenir. Kalp temizlendiğinde doğru işler yapmak için daha çok çaba gösterir. Peygamberlerden sonra yeryüzünün en iyi insanları olan sahabeler, kalplerini arındırmak ve Allah’a temiz kalplerle gelmek için nasıl daha salih amellerde bulunmaya çalıştıklarının şaşırtıcı ve çarpıcı örneklerini bizlere gösterdiler.
İşte bu ümmetin en doğru sözlüsü, bütün Müslümanların en hayırlı insanı olan, peygamberlerden ve elçilerden sonra insanların en hayırlısı sayılan Ebû Bekir, bize salih amellerde nasıl çaba sarfedilmesi gerektiğinin muhteşem örneklerini gösterdi.
Bir defasında Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) insanlarla birlikteyken şöyle sordu:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ صَائِمًا ؟ «. قَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ : أَنَا. قَالَ : « فَمَنْ تَبِعَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ جَنَازَةً ؟ «. قَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ : أَنَا. قَالَ : « فَمَنْ أَطْعَمَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مِسْكِينًا ؟ «. قَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ : أَنَا. قَالَ : فَمَنْ عَادَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مَرِيضًا ؟ قَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ : أَنَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : « مَا اجْتَمَعْنَ فِي امْرِئٍ إِلَّا دَخَلَ الْجَنَّةَ
“Bugün hanginiz oruç tuttu?”
Ebu Bekir: “Ben” dedi.
Daha Rasulullah tekrar sordu:
“Bugün hanginiz cenazeye katıldı?”
Ebu Bekir: “Ben”
Sonra Rasulullah tekrar sordu:
“Bugün hanginiz muhtaç yoksulu doyurdu?”
Ebu Bekir: “Ben”
Daha sonra Rasulullah bir kez daha sordu:
“Bugün hanginiz hasta ziyaretinde bulundu?”
Ebu Bekir: “Ben” diye yanıtladı.
Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Bütün bu amellerin bir tek kişide toplanması halinde o kimse mutlaka cennete girer.»
Hadis Müslim tarafından rivayet edilmiştir,1028.
Enes ibn Malik, üvey babası Ebu Talha’nın ensarların en zenginlerinden biri olduğunu söyledi. Çok sevdiği bir Beyrut bahçesi vardı. Bu bahçe Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın mescidinin karşısında bulunuyordu. Peygamber Efendimiz sık sık bu bahçeye gelir ve çok lezzetli olduğu için oradaki suyu içerdi. Ancak:
لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ…»
“Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.” Ayeti indiğinde
Ebu Talha hemen Peygamber Efendimiz Aleyhisselam’ın yanına gitti ve şöyle dedi: “Allah, sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça takvaya ulaşamayacağımızı buyururyor ve benim en sevdiğim mülkün bir bahçe olduğunu biliyorsun. Allah rızası için sadaka olsun. Umuyorum ki bu salih bir amel olur ve Allah bu ameli ebedi hayatta benim için muhafaza eder ve bunun için beni ödüllendirir. Dilediğin gibi kullan onu, ey Allah’ın Resulü.»
Peki Rasulullah ne cevap verdi?
O, sallalahu aleyhi ve sellem, buyurdu ki:
بَخٍ ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ، وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ، وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الْأَقْرَبِينَ «. فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ : أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ.فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ. تَابَعَهُ رَوْحٌ ، وَقَالَ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى وَإِسْمَاعِيلُ ، عَنْ مَالِكٍ : رَائِحٌ «
“Bu gerçek gelir getiren bir mülk. Bu gerçekten fayda sağlayan bir mülktür. Söylediklerini duydum ve bence bunu akrabaların arasında paylaştırmalısın.”
Buhari, 1461.
Bunun üzerine Ebu Talha: «Bunu yapacağım ya Resulullah» dedi. Daha sonra bu bahçeyi kuzenleri arasında paylaştırdı. Bu Allah’la ticaret işye böyle olmalı! Allah ile ticaret yapın, çünkü o kârlı bir ticarettir.
Sahabelerden Ebu Dahdah Ensari’nin güzel bahçesini cennetteki bir hurma ağacı karşılığında sattığını biliyor muydunuz? Bir gün adamın biri Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek şöyle dedi: «Bir adamın hurma ağacı vardır. Buraya bahçe dikmek istiyorum ama onun bu ağacı işime engel oluyor. Ondan bana vermesini ya da satmasını rica ediyorum ama adam reddediyor.” Rasulullah adamı çağırdı ve ona: «Ver onu, karşılığında cennette bir hurma ağacın olsun» dedi ama adam hurma ağacından ayrılmak istemedi. Ebu Dahdah bunu duydu. Bu hurma ağacının sahibine giderek şöyle dedi: “Benim bir bahçem var. Bu ağacının karşılığında onu al.” Böylec Ebu Dahdah bu hurma ağacını güzel bahçesi karşılığında satın aldı, sonra onu rahatsız eden kişiye verdi ve Peygamber Efendimiz aleyhisselem’e şöyle dedi: «Bu, onu rahatsız eden kişiye hediyem olsun.” Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
كَمْ مِنْ عِذْقٍ مُعَلَّقٍ، أَوْ مُدَلًّى فِي الْجَنَّةِ لِابْنِ الدَّحْدَاحِ»
«Ebu Dahdah için cennette ne kadar üzüm salkımı var, ah Ebu Dahdah için cennette ne kadar üzüm var!»
Müslim tarafından rivayet edilmiştir, 965.
Sonra Ebu Dahdah karısının yanına gitti ve şöyle dedi: “Ey, Ümmü Dahdah, dışarı çık! Burası artık bizim bahçemiz değil. Onu cennetteki bir hurma ağacı karşılığında sattım.”
Peki karısı ne dedi biliyor musunuz?
Şöyle dedi: «Ne kadar kârlı bir ticaret anlaşması yapmışsın, ey Ebu Dahdah!»
Onlar bizim için bir örnektir! Bunlar harfleri okuyan, tanvinleri ve dammaları doğru telaffuz etmeye çalışan ama hayatlarında Kur’an’a pek az yön veren bizlerden farklı olarak Kur’an’ı yaşayan insanlardır.
Müminlerin annesi Ayşe (Allah ondan razı olsun)’in bir günde 180 bin gümüş parayı fakirlere dağıttığını biliyor muydunuz? O sırada Ümmü Zarra, Ayşe’yi ziyaret etti ve ardından bir gün Bnu Zübbair’in Ayşe’ye iki torba gümüş para (dirhem) gönderdiğini söyledi. Ayşe da şöyle dedi: «Bana bir tabak ver.» Yemek için mi? Hayır, o gün oruç tutuyordu. Bu tabağı aldı ve bu parayı onun yardımıyla fakirlere dağıtmaya başladı – bir, iki, üç, böylece akşama tek bir dirhem bile kalmamıştı. İftar vakti gelince Ayşe hizmetçisine döndü: «Kızım, bize yiyecek bir şeyler getir», o da ekmek ve biraz bitkisel yağ getirdi. Orada bulunan Ümmü Zarra, Aişe’ye şöyle dedi: «Bugün paylaşırken biraz para, en azından bir dirhem bırakamaz mıydın da et alıp iftarı güzelleştirebilseydik?» Ayşe ona ne söyledi? Şöyle dedi: “Beni suçlama. Eğer bana hatırlatsaydın bunu yapardım.” Yani oruç tuttuğum günün ardından orucumu açmak için yiyecek almak üzere bir miktar para bırakırdım.
Aişe’nin Allah rızası için nasıl çabaladığına dikkat edin! İftarını bile unutmuştu oysa bir şeyler alması gerekiyordu! Hanginiz bir günde 180 bin lirayı, doları, rubleyi değil, gümüş parayı alıp dağıtabiliriz?
Bu nesil eşsizdi ve bir daha asla onlar gibisi olmayacak! Ancak biz de onlar gibi olmaya çalışmalıyız ki, kıyamet gününde Cenab-ı Hakk bizi onlarla bir araya getirsin.
Ve sonuç olarak size Peygamber Efendimiz aleyhisselam’a gelen, ona inanan ve onu takip eden, ikna olmuş bir tevhidci olan basit bir Bedevi’nin hikayesini anlatacağım. Bir gün, bir askeri seferin ardından Müslümanlara ganimetler verildi. Hz. Peygamber (sallalahu aleyhi ve sellem) ganimetlerin bir kısmını bu adama tahsis etti.
Bedevi de nasibini alıp Peygamberimizin yanına geldi. «Bu nedir ey Allah’ın Resulü?» diye sordu. Peygamber şöyle cevap verdi: «Ganimetten sana düşen payı sana verdim.» Bedevi cevap verdi: “Ben bunun için seni takip etmedim. Buramı bir ok delip geçer de, ölürüm ve cennete girerim diye sana uydum.”
Sonra Peygamber (sallalahu aleyhi ve sellem) ona şöyle dedi:
إِنْ تَصْدُقِ اللَّهَ يَصْدُقْكَ»
«Eğer Allah’a karşı doğru davranırsan, Allah da sana karşı doğru olur.»
Aradan zaman geçti, düşmanla savaş başladı ve bu adam ölü olarak Peygamber Efendimiz aleyhisellem’e getirildi. Tam işaret ettiği yerden boğazını delen bir okla ölmüştü. Hz. Peygamber (sallalalhu aleyhi ve sellem halka sordu: «Bu o mu?» İnsanlar cevap verdi: «Kuşkusuz odur!» Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
صَدَقَ اللَّهَ فَصَدَقَهُ»
“O, Allah katında doğru idi, Allah da ona karşı doğrudur.”
Daha sonra Peygamber Efendimiz (ﷺ) onu kefene sardı ve cenaze namazını kıldırdı. Bu namazda imam duayı sessizce okur, ancak bu sefer insanlar Peygamber Efendimiz’in (sallalahu aleyhi ve sellem) bu kişi adına söylediği sözlerin bir kısmını duyabildiler. Allah ona salat ve selam versin, şöyle dedi:
اللَّهُمَّ هَذَا عَبْدُكَ خَرَجَ مُهَاجِرًا فِي سَبِيلِكَ، فَقُتِلَ شَهِيدًا، أَنَا شَهِيدٌ عَلَى ذَلِكَ
«Allah’ım, hicret eden bu kulun şehit düştğ, ben de buna şahidim.»
Hadis An-Nesai (1953) tarafından nakledilmiştir ve el-Albani bunu sahih olarak nitelendirmiştir.